
Bir Toplum Suçla Nasıl Yaşamayı Öğrenir?
HÜKÜM
Dokuz bölüm boyunca aynı şeyi anlattık.
Cinayet nasıl olur?
Şiddet nasıl büyür?
Bir insan nasıl ölür?
Bunların hepsi biliniyor.
Bilinen bir şey tekrar ediliyorsa,
orada bilgisizlik yoktur.
Orada irade vardır.
Bir kadın öldürülmeden önce konuşur.
Bir çocuk istismar edilmeden önce sinyal verir.
Bir komşu duyar.
Bir aile bilir.
Bir kurum kayda geçirir.
Buna rağmen sonuç değişmez.
Çünkü mesele “duymamak” değildir.
Duymamayı seçmektir.
Bu yazıların hiçbirinde asıl soruyu saklamadık:
Bu neden durdurulmadı?
Cevap artık ortada.
Çünkü durdurulmak istenmedi.
Bazı ülkelerde kadın açıkça ikinci sınıftır.
Hukuk bunu söyler.
Gelenek bunu destekler.
Kadının bedeni denetlenir.
Yaşamı sınırlandırılır.
Seçimi cezalandırılır.
Buna itiraz eden kadınlar öldürülür.
Buna “namus” denir.
Buna “düzen” denir.
Buna “kader” denir.
Başka bir yerde aynı şey farklı görünür.
Yasalar eşitlikten bahseder.
Haklar yazılmıştır.
Koruma kararları vardır.
Ama uygulanmaz.
Kadın karakola gider, geri gönderilir.
“Bir daha düşün” denir.
“Yuvanı bozma” denir.
Fail eve döner.
Şiddet büyür.
Sonra aynı cümle kurulur:
“Hesabı sorulacak.”
İki farklı model vardır.
Birinde baskı açıktır.
Diğerinde ihmal gizlidir.
Sonuç aynıdır:
Kadın korunmaz.
İspanya bu döngüyü kıran ülkelerden biridir.
Şiddeti aile meselesi olmaktan çıkarmıştır.
Devlet meselesi haline getirmiştir.
Risk analizi zorunlu hale getirilmiştir.
Koruma kararı verildiğinde dosya kapanmaz.
Fail izlenir.
İhlal anında müdahale edilir.
Sonuç değişmiştir.
Çünkü sistem konuşmamıştır.
Uygulamıştır.
Bu tablo yalnız bize ait değildir.
Kadının yaşam hakkının tartışıldığı,
bedeninin denetlendiği,
iradesinin sınırlandırıldığı toplumların ortak gerçeğidir.
Bazı yerlerde bu baskı açıkça uygulanır.
Bazı yerlerde modern hukuk görüntüsü altında sürdürülür.
Aradaki fark görünüştedir.
Sonuç değişmez:
Kadın güvende değildir.
Dünya ölçeğinde bakıldığında,
kadının yaşam hakkı, güvenliği ve eşitliği konusunda ileri kabul edilen toplumlarla aramızdaki fark yalnız ekonomik değildir.
Zihniyet farkıdır.
Orada bir kadın korunmadığında sistem sorgulanır.
Burada bir kadın öldürüldüğünde
kısa süre konuşulur,
sonra unutulur.
Orada istisna olan,
burada tekrar eder.
Bu nedenle mesele yalnız “bizim sorunumuz” değildir.
Ama şu açıktır:
Bulunduğumuz yer, olması gereken yer değildir.
Burada ise başka bir şey olur.
Şiddet tartışılır.
Şiddet anlatılır.
Şiddet izlenir.
Şiddet unutulur.
Bu bir eksiklik değildir.
Bu bir düzen kurma biçimidir.
Şiddeti yalnız “hastalık” olarak tanımlayanlar var.
Yanlıştır.
Çünkü o zaman sistem görünmez hale gelir.
Her şiddet vakası bir “bozukluk” değildir.
Bir kısmı doğrudan iktidar ilişkisidir.
Bir kısmı öğrenilmiş davranıştır.
Bir kısmı cezasızlığın ürünüdür.
Bir kısmı açık bir mesajdır:
“Yapabilirsin.”
Bir kadının ne giyeceği konuşuluyorsa,
orası özgür değildir.
Bir kadının ne zaman eve döneceği tartışılıyorsa,
orası güvenli değildir.
Bir kadının “hayır” demesi risk taşıyorsa,
orada hukuk yoktur.
Bekaret kontrolünün hâlâ tartışıldığı bir yerde,
“namus” cinayetlerinin hâlâ gerekçelendirildiği bir yerde,
bir kadının yaşamı hâlâ bir başkasının onayına bağlıysa,
orada sorun birey değildir.
Orada sorun sistemdir.
İş yerinde aynı işi yapan kadın daha az değer görüyorsa,
yükselirken engelleniyorsa,
sınır koyduğunda “zor” ilan ediliyorsa,
şiddet yalnız evde değildir.
Hayatın içindedir.
“Eğitim şart” denir.
Var.
Sonuç değişmez.
“Cezalar artırılmalı” denir.
Artırılır.
Sonuç değişmez.
“Toplum bilinçlenmeli” denir.
Yıllardır söylenir.
Sonuç değişmez.
Demek ki sorun bilinmeyen değildir.
Sorun, yapılmayan şeydir.
Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği tek cümlede özetlemiştir:
“Bir toplum, kadınlarına verdiği değer kadar yükselir.”
Bugün görülen şey açıktır.
Bu ölçü karşılanmamaktadır.
O zaman bu yazının hükmü de açıktır:
Bu yaşananlar kader değildir.
Bu yaşananlar kültür değildir.
Bu yaşananlar tesadüf değildir.
Bu yaşananlar bir tercihtir.
Bu noktada asıl utanç şudur:
Bir kadını korumak zorunda kalmak.
Bir kadını savunmak zorunda kalmak.
Bir kadını anlatmak zorunda kalmak.
Bu bir başarı değildir.
Bu bir başarısızlık ilanıdır.
Çünkü olması gereken bu değildir.
Bir kadının korunması değil,
korunmaya ihtiyaç duymadan yaşayabilmesidir.
Bir kadın kendi hayatını kurabilmelidir.
Kendi kararını verebilmelidir.
Kendi sınırını koyabilmelidir.
Bunu yaparken korkmamalıdır.
Bunu sağlayamayan bir toplum,
Gelişmiş değildir.
SON HÜKÜM
Kadını korumak zorunda kalan bir düzen,
onu özgür bırakacak güce sahip değildir.
Özgür bırakmayan bir düzen ise,
suçu durdurmaz.
Suçu üretir.













