Belgin Aksoy
Global Wellness Day Kurucusu
Geçtiğimiz aylarda Afrika’da, uçsuz bucaksız savanaların ortasında, yalnızca bir araçla ilerlediğimiz günleri hiç unutamıyorum. Geceleri yıldızların altında kamp kurarken, gündüzleri toprağın kokusunu içime çekerken, farklı kabilelerle tanışma ve onların yaşamına yakından tanıklık etme fırsatım oldu.
Bu yıl, 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü için kalbimi Afrika kıtasındaki kadınlara çeviriyorum. Çünkü Afrika’nın kadınları bana insan ruhunun sınır tanımayan gücünü hatırlatıyor. O köylerde gördüğüm şey; zorluklara rağmen dimdik duran, üretmeye devam eden ve toplumu ayakta tutan kadınların evrensel hikâyesiydi.
Afrika’nın geniş topraklarında, yollarında, kurak rüzgârların estiği köylerde, kalabalık şehir pazarlarında kadınlar var. Omuzlarında su bidonları, sırtlarında bebekleri, ellerinde toprağın bereketi… Ama hepsinden önemlisi, gözlerinde sönmeyen bir ışık var.
Onların hayatı çoğu zaman erken başlıyor. Çocuk yaşta sorumluluk almak, eğitim fırsatına ulaşamamak, erken yaşta evlilik, ekonomik zorluklar… İklim krizi kuraklığı derinleştiriyor, çatışmalar hayatı belirsizleştiriyor. Ve çoğu zaman en ağır yük yine kadınların omuzlarına bırakılıyor.
Ama işte tam burada, insanın içini titreten o gerçek başlıyor.
Onlar yalnızca zorluklara katlanan kadınlar değil. Onlar dönüştüren kadınlar.
Sabahın ilk ışığında kilometrelerce yürüyüp su taşıyan bir anne, aslında ailesinin yaşam zincirini ayakta tutuyor. Küçük bir tarla parçasında toprağı işleyen bir kadın, yalnızca ürün yetiştirmiyor; umudu büyütüyor. Savaştan çıkmış bir toplumda barış için çalışan bir kadın, yalnızca kendi yaralarını değil, bir ülkenin yaralarını sarıyor.
Bazen dünyaya “dayanıklılık” diye anlattığımız şey, onların gündelik hayatı.
Fakat ben Afrika’daki kadınların hikâyesini yalnızca dayanıklılıkla anlatmak istemiyorum. Çünkü onların hikâyesi yalnızca hayatta kalma hikâyesi değil; sevme, üretme, liderlik etme ve yeniden başlama hikâyesi.
Bir annenin kızını okula göndermek için verdiği mücadele…
Genç bir kadının kendi işini kurarak köyündeki diğer kadınlara ilham olması…
Bir sağlık çalışanının en zor koşullarda bile şefkatle hizmet vermesi…
Bu hikâyeler bana hep şunu düşündürüyor: Gerçek güç, sessizdir. Gösterişli değildir. Ama dönüştürücüdür.
Afrika’daki kadınlar çoğu zaman dünyanın gündemine krizlerle geliyor. Oysa onların en büyük hikâyesi kriz değil; umut.
Ve belki de asıl sorumuz şu olmalı:
Onların bu kadar dayanıklı olmak zorunda kalmadığı bir dünyayı nasıl kurabiliriz?
Kadınların eğitime erişebildiği, ekonomik fırsatlara ulaşabildiği, güven içinde yaşayabildiği bir dünya yalnızca Afrika için değil; hepimiz için daha sağlıklı bir dünya demektir. Çünkü bir kadın güçlendiğinde, bir aile güçlenir. Bir aile güçlendiğinde, bir toplum dönüşür.
8 Mart’ta, Afrika’daki kadınlara uzaktan bakmak yerine kalpten bağ kurmayı seçiyorum. Onların mücadelesini romantize etmeden, ama umutlarını da görmezden gelmeden…
Bugün, dünyanın neresinde olursa olsun, görünmeyen emeğiyle yaşamı ayakta tutan tüm kadınlara saygıyla eğiliyorum.
Çünkü kadınların hikâyesi, insanlığın en güçlü hikâyesidir.
Ve o hikâye, hâlâ yazılmaya devam ediyor.
8 Mart, Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun!













