
Venedik’te bugün bir Türk sanatçının fotoğrafları sergileniyor. Bu cümle bir kültür haberi gibi okunabilir. Gerçekte ise bu cümle bir gerçeğin kaydıdır: Hafızanın hâlâ kimler tarafından korunduğu.
Ahmet Ertuğ, “Beyond the Vanishing Point” başlıklı sergisinde yirmi dokuz fotoğrafla yalnızca mimariyi göstermiyor.
Zamanın kendisini sabitliyor.
Çünkü bazı mekânlar yalnızca taş değildir.
Onlar düşüncenin inşa edilmiş halidir.
Onlar bir medeniyetin sessiz arşividir.
Bir kütüphane yok olduğunda yalnızca raflar boşalmaz.
Bir kubbe unutulduğunda yalnızca bir yapı kaybolmaz.
Bir çağın kendisi görünmez hale gelir.
Bu nedenle bu fotoğraflar yalnızca estetik taşımaz. Bu fotoğraflar, yok olmaya karşı tutulmuş görsel belgelerdir.
BU SADECE BİR FOTOĞRAF DEĞİL, ZAMANA KARŞI TUTULMUŞ BİR TUTANAKTIR
Ahmet Ertuğ’un kadrajında tesadüf yoktur. Işık beklenir. Perspektif korunur. Sessizlik bile bilinçli olarak bırakılır.
Onun fotoğraflarında insan çoğu zaman görünmez. Ama insan aklı her yerdedir.
Binlerce kitabın dizildiği raflar, yalnızca bilgi değil, süreklilik taşır.
Kubbelere yükselen çizgiler, yalnızca mimarlık değil, disiplin taşır.
Bu kareler bize unutulmuş bir gerçeği yeniden hatırlatır:
Medeniyet kendiliğinden ayakta kalmaz. Medeniyet, kayda geçirildiği sürece var olur.
Ahmet Ertuğ’un yaptığı şey tam olarak budur: Geçici olan bir dünyada, kalıcı olanın tanıklığını yapmak.
Ahmet Ertuğ sıradan bir fotoğrafçı değildir.
Mimarlık eğitimi almış, hayatını insanlığın en önemli bilgi ve inanç mekânlarını belgelemeye adamış bir görsel tarihçidir.
Ayasofya’dan Topkapı Sarayı’na, Vatikan Kütüphanesi’nden Avrupa’nın en eski üniversite kütüphanelerine kadar dünyanın en korunaklı ve en erişilmesi zor mekânlarını, büyük format kameralarla ve yıllara yayılan çalışmalarla kayda geçirmiştir.
Eserleri yalnızca sergilerde değil, uluslararası müzelerde, üniversite koleksiyonlarında ve kalıcı arşivlerde yer almaktadır.
Bu nedenle Venedik’te sergilenen, yalnızca bir sanatçının üretimi değil; hafızaya adanmış bir ömrün kanıtıdır.
Bu, insanlığın ortak hafızasını belgeleyen bir tanıklığın uluslararası teyididir.
VENEDİK’TE GÖRÜLEN, BİR SANATÇIDAN FAZLASIDIR
Venedik, sanatın hafızasının korunduğu şehirlerden biridir. Bu şehirde sergilenmek, yalnızca üretmek değil, evrensel ölçekte ciddiye alınmak anlamına gelir.
Bugün bu duvarlarda asılı olan, yalnızca yirmi dokuz fotoğraf değildir. Orada asılı olan, bu topraklardan çıkan bir bakışın evrensel geçerliliğidir.
Bu gerçek özellikle önemlidir. Çünkü sanatın değeri çoğu zaman üretildiği yerde değil, tanındığı yerde fark edilir.
Sanatçı üretir.
Tarih karar verir.
Dünya kaydeder.
ASIL MESELE BİR SERGİ DEĞİL, BİR GERÇEĞİN GÖRÜNÜR HALE GELMESİDİR
Modern çağ, inşa etmekten çok yıkmayı hızlandırdı.
Yapılar değiştiriliyor.
Mekânlar dönüştürülüyor.
Hafıza, işlev adı altında siliniyor.
Tam da bu çağda, bazı sanatçılar unutulmaya karşı çalışır.
Ahmet Ertuğ’un fotoğrafları bu nedenle yalnızca bugünü göstermez.
Onlar, yok oluşa karşı tutulmuş inkâr edilemez kanıtlardır.
Bu sadece bir estetik tercih değildir.
Bu bir sorumluluktur.
Çünkü bir toplumun gerçek gücü, yalnızca yeni olanı üretme kapasitesiyle değil, değerli olanı hatırlama iradesiyle ölçülür.
Bugün Venedik’te duvara asılı olan bu kareler, bir gerçeği ilan ediyor:
Taş aşınır.
Işık değişir.
İktidarlar geçer.
Hafızayı kaydedenler kalır.













