
Bir günlük hoşlukla kimse kandırılamaz
Sevgi; romantik bir dekor değil, insan onurunu savunma iradesidir.
14 Şubat.
Dünya bugün kırmızıya boyanıyor.
Kalpler vitrinlerde.
Aşk cümleleri kampanyada.
Oysa sevgi kampanyaya sığmaz.
Roma’da bir yasak vardı.
Sevgi o yasağa rağmen seçildi.
Aziz Valentine’in hikâyesi bu yüzden anlatılır:
Sevgi bazen otoriteye karşı bir tercihtir.
- Dünya Savaşı’nda kadınlar kırmızı ruj sürerek sokaklara çıktı.
Bir makyaj değil, bir varlık ilânıydı.
Korkuya karşı cesaret.
Sevgi her zaman romantik olmadı.
Bazen direniş oldu.
Bugün ise başka bir gerçekle yüz yüzeyiz.
AŞK SÖZCÜĞÜ BÜYÜRKEN ŞİDDET DE BÜYÜYOR
“Canım”, “aşkım”, “hayatım”…
Bu çağda en çok kullanılan hitaplar.
Aynı çağda kadınlar en çok en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor.
Bu yalnızca bir ülkenin değil, dünyanın gerçeği.
Sevgi kelimesi evrensel.
Kadın cinayetleri de öyle.
Bir kadının öldürülmeden önce aldığı son mesaj bazen “Seni seviyorum” oluyor.
Bu çelişki konuşulmadan 14 Şubat konuşulamaz.
Sevgi sözcüğü bu kadar sık kullanılırken, neden en çok en yakınlarımızdan korkuyoruz?
Bir insanı en çok “sevenin” ona en çok zarar verdiği bir çağda, aşkın dilini yeniden düşünmek zorundayız.
Sorun sevgi kelimesinin çok kullanılması değil; içinin yanlış doldurulmasıdır.
Sevgi adına işlenen şiddet, sevginin kendisi değildir.
Ancak sevginin anlamının zehirlendiğini gösterir.
SİSTEM SEVGİYİ BOZUYOR
Modern dünya sevgiyi de metalaştırdı.
Erkeğe “güçlü ol, kazan, sağla” dedi.
“Seviyorsan göster” dedi.
“Gösteremiyorsan yetersizsin” dedi.
Kadına “güzel ol, beğenil, arzu edil” dedi.
Sevgi, bir bağ olmaktan çıktı; bir performansa dönüştü.
Ekonomik kriz derinleştikçe, erkeklik kırılganlaştı.
Yetersizlik hissi büyüdü.
Öfke arttı.
Bu şiddeti meşrulaştırmaz.
Ancak kökünü anlamadan çözüm üretilemez.
Kapitalist düzen sevgiyi paketler.
Rekabet sevgiyi ölçer.
Ego sevgiyi tüketir.
Sonra 14 Şubat gelir.
Biz de tükenmiş bir duygunun parlatılmış hâlini satın alırız.
SORUN SEVGİ DEĞİL, SEVGİ SANILAN ŞEY
Kadınlar sevgiden öldürülmüyor.
Sahiplenilmekten öldürülüyor.
Sevgili oldukları için değil, “benimsin” denildiği için öldürülüyorlar.
“Seviyorum” deyip bir insanın hayatı üzerinde hak iddia etmek, sevgi değil mülkiyet ilanıdır.
Çağın en büyük trajedisi şu:
Şiddet, kendini aşk diye sunabiliyor.
“Onsuz yaşayamam.”
“Benimle olacaksın.”
“Ya benimsin ya toprağın.”
Bu cümleler romantik değildir.
Bu cümleler tehdittir.
Kaybetme korkusu erkekliğe, terk edilme korkusu kadınlığa, başarısızlık korkusu ilişkilere yükleniyor.
Sevgi bir bağ olmaktan çıkıyor, bir mülkiyet ilişkisine dönüşüyor.
Mülkiyetin olduğu yerde eşitlik olmaz.
Eşitliğin olmadığı yerde sevgi yaşayamaz.
İşte burada mesele ağırlaşıyor.
Sevgi yalnızca güzel bir hayal değildir; bilinçtir.
Bilinç yoksa romantizm, şiddetin maskesine dönüşür.
SEVGİYİ KURTARMAK GEREKİR
Sevgi sahip olmak değildir.
Sevgi kontrol etmek değildir.
Sevgi korkutmak değildir.
Sevgi, karşıdakinin özgürlüğünü kabul etmektir.
Bir çiçek alınabilir.
Bir hayat geri getirilemez.
Bir yüzük takılabilir.
Bir mezar taşı geri sökülemez.
Sevgili hayali güzeldir.
Sevgi insanlığı bir arada tutan en güçlü bağdır.
Savaşlardan sonra barışı mümkün kılan odur.
Yıkımdan sonra ayağa kalkmayı sağlayan da.
Ancak sevgi kendiliğinden masum kalmaz.
Adalet yoksa sevgi kırılganlaşır.
Eşitlik yoksa sevgi güvensizleşir.
Hak yoksa sevgi savunmasız kalır.
Sevgi korunmazsa yerini sahiplenme alır.
Sahiplenme şiddeti besler.
Şiddet de en sonunda sevgiyi öldürür.
SEVGİ DE BİR DİRENİŞTİR
Sevgi insanı birleştirir.
Yanlış tanımlanmış sevgi insanı öldürür.
Bu yüzden mesele 14 Şubat değildir.
Mesele şudur:
Biz gerçekten seviyor muyuz, yoksa sahip olamadığımızı yok mu ediyoruz?
Sevgi öldürmez.
Öldüren, sevgi sanılan karanlıktır.
O karanlıkla yüzleşmeden hiçbir kalp masum değildir.













