
Bir Deprem, Bir Dosya ve Küresel Ahlâk Krizi
YIKILAN SADECE BİNALAR DEĞİLDİ
6 Şubat depremi şehirleri yıktı; ama onunla birlikte başka bir şey daha çöktü: kayıt tutma kültürümüz, yüzleşme cesaretimiz ve hesap verme ahlâkımız.
Binlerce insan hayatını kaybetti. Bu travma tarih kitaplarına geçti.
Ama bir başka travma hâlâ sürüyor: bulunamayan çocuklar.
Aileler fotoğraflar paylaştı, isimler dolaştı, kapılar çalındı, savcılıklara başvuruldu. Uluslararası medya —özellikle BBC Türkçe ve Deutsche Welle— bu arayışı haberleştirdi.
Ancak çıplak gerçek hâlâ ortada duruyor:
Türkiye’de bugün hâlâ kaç çocuğun kayıp olduğuna dair bütünlüklü, şeffaf ve sürekli bir resmî veri yok.
Bu artık teknik bir eksiklik değildir.
Bu, politik bir tercihtir.
Çünkü:
- Kayıt yoksa sorumluluk yoktur.
- Rakam yoksa yüzleşme yoktur.
- İsim yoksa adalet yoktur.
“Bir devlet, çocuklarını saymıyorsa; bu bir teknik eksiklik değil — vicdan boşluğudur ”
Veri yoksa adalet yoktur.
Bunu masa başından söylemiyorum. Yıllardır kayıp çocuk vakalarını uzaktan da olsa takip etmiş, ailelerin çaresizliğine tanıklık etmiş bir gazeteci olarak biliyorum ki; bir çocuğun kaybı yalnızca bir adli dosya değildir. Bu, bir annenin uykusuz geceleri, bir babanın suskun çığlığı, bir ailenin ömür boyu kapanmayan yarasıdır.
Bu yüzden “veri yok” demek teknik bir mesele değil, vicdani bir skandaldır.
EPSTEIN DOSYASI:
“Epstein tek bir sapık değil;
Bedenleri yönetmek isteyen bir sistemin adıdır.”
Güç çoğu zaman suç için kalkan üretir.
Tam bu noktada dünya başka bir gerçekle sarsıldı: Jeffrey Epstein dosyaları.
ABD Adalet Bakanlığı milyonlarca sayfa belge, binlerce video ve fotoğrafı kamuoyuna açtı. Bu belgeler tek bir sapkını değil, bir ekosistemi ifşa etti:
- Zenginlerin birbirini tanıdığı,
- Paranın kapıları açtığı,
- Bedenlerin ise pazarlık konusu olduğu bir düzen.
Belgelerde siyasetçiler, iş insanları, kraliyet mensupları, medya figürleri ve elit çevreler geçiyordu.
Ama asıl mesele şu değildi: “Kim suçlu?”
Asıl soru şuydu:
Böylesi bir ağ nasıl mümkün oldu?
Epstein dosyaları bize acı bir gerçeği gösterdi:
İktidar yalnızca yasaları değil, bedenleri de yönetmek ister.
Özellikle de:
- Çocuk bedenini,
- Yoksul bedenini,
- Kırılgan bedenini.
Bunlar korunacak değil, kullanılacak kaynaklar gibi görülürse dünya karanlığa gömülür.
KURGU MU, KEHANET Mİ? PARFÜM ROMANI
Patrick Süskind’in Parfüm romanı yıllarca “karanlık bir kurgu” gibi okundu.
Romanın kahramanı Grenouille genç kadınları öldürür, bedenlerini hammaddeye dönüştürür ve “mükemmel koku” uğruna insan hayatını yok sayar.
Bu bir alegori gibi görünür.
Fakat Epstein dosyaları bize şunu gösterdi:
Aynı zihniyet gerçek dünyada da farklı biçimlerde işleyebilir.
Fark şudur:
- Parfüm bir kurgu,
- Epstein bir suç dosyasıdır.
Ortak nokta ise nettir:
Bedenin insan değil, meta olarak görülmesi.
TARİHTEN LABORATUVARA “GENÇLİK SAPLANTISI”
Saray anlatılarında kimi hükümdarların “gençlik iksirleri” aradığı söylenir. Kimi zaman kan ritüelleri, kimi zaman mucizevi karışımlar… Bunların bir kısmı efsane, bir kısmı söylenti olabilir.
Ama esas mesaj değişmez:
İktidar, gençlik ve ölümsüzlük için sınır tanımaz.
Bugün bu arzu sürüyor — ama yöntem değişti:
- Estetik endüstrisi,
- Biyoteknoloji,
- Kök hücre tartışmaları,
- “Gençleşme tedavileri”.
Eski hurafelerin yerini modern laboratuvarlar aldı; fakat arzunun özü aynı kaldı.
DÜNYA ÇOCUKLARI NASIL KORUYOR?
UNICEF ve Uluslararası Çalışma Örgütü raporları açık:
Dünya genelinde milyonlarca çocuk hâlâ risk altında.
- Çocuk işçiliği,
- Cinsel istismar,
- Zorla çalıştırma,
- Göç ve çatışma mağduriyeti sürüyor.
Bu küresel tablo, Türkiye’de deprem sonrası yaşanan belirsizlikle birleşince daha da ağırlaşıyor.
Bir yanda ebeveynler:
“Çocuğum nerede?”
Diğer yanda güç sahipleri:
“Nasıl daha genç kalırım?”
Bu bir çelişki değil.
Bu, dünyanın ahlâk çatlağıdır.
“Çocuklar kaybolurken gençlik peşinde koşan bir dünya, gelişmiş değil, ahlaken çökmüştür.”
TÜRKİYE’DE EPSTEIN TARTIŞMASI NE SÖYLÜYOR?
Türkiye’de bazı medya organları Epstein dosyalarının yerel bağlantılarına dair haberler yayımladı. Bazı isimlerin yazışmalarda geçtiği söylendi.
Burada iki şeyi net ayırmak gerekir:
- Dosyada adının geçmesi = suç değildir.
- Ama bu tartışmanın varlığı şunu gösterir: Toplum artık gücü sorguluyor.
Bu sağlıklıdır. Çünkü hesap soran toplum olmadan:
- Şeffaflık olmaz,
- Adalet olmaz,
- Çocuk güvenliği olmaz.
ASIL SORU: DEVLET NEREDE?
Bugün sorulması gereken en sert soru şudur:
Eğer devlet:
- Kayıp çocuk sayısını açıklamıyorsa,
- Bütünlüklü veri yayımlamıyorsa,
- Ailelerin sorularına net cevap vermiyorsa,
O zaman bu devlet kime karşı sorumludur?
Çünkü bir toplumda:
- Veri yoksa adalet yoktur.
- Şeffaflık yoksa güven yoktur.
- Yüzleşme yoksa iyileşme yoktur.
ÇOCUKLARI NASIL KORUYACAĞIZ? (Somut Yol Haritası)
“Çocukları korumak merhamet değil, devlet görevidir.”
Şeffaflık olmadan güven olmaz.
Bu metin yalnızca teşhir değil; koruma çağrısıdır.
- A) Devlet düzeyi — Yapısal koruma
- Kayıp çocuklar için tek merkezli, şeffaf veri sistemi kurulmalı.
- Her afet sonrası bağımsız denetimli kayıt mekanizması zorunlu olmalı.
- Sosyal hizmetler güçlendirilmeli, çocuk izleme merkezleri yaygınlaştırılmalı.
- Kurumlar arası bilgi paylaşımı zorunlu hale getirilmeli.
- B) Toplum düzeyi — Kolektif koruma
- Okullarda zorunlu çocuk güvenliği programları verilmeli.
- Ailelere yönelik bilinçlendirme kampanyaları yaygınlaştırılmalı.
- Yerel dayanışma ağları ve sivil toplum süreçlere dahil edilmeli.
- C) Dijital güvenlik
- Sosyal medyada çocuk görüntülerinin kontrolsüz paylaşımı sınırlandırılmalı.
- Kayıp bildirimlerinde doğrulama mekanizmaları kurulmalı.
- Çevrimiçi istismar için özel birimler güçlendirilmeli.
EPSTEIN GİBİ SUÇLULAR NEDEN CEZASIZ KALIYOR?
Epstein dosyaları bize yalnızca bir suçluyu değil, bir cezasızlık rejimini gösterdi.
Para, güç ve siyaset bazen adaleti felç ediyor. Kurbanlar ise yıllarca görünmez kalıyor.
Bu nedenle şu soru hayati:
Eğer dünya böylesi suçluları etkili biçimde cezalandıramıyorsa, çocuklarımızı nasıl koruyacağız?
Çünkü adalet işlemediğinde koruma bir illüzyona dönüşür.
TÜRKİYE VE DÜNYA: ORTAK DÜĞÜM
Bir ülkede çocuklar kaybolurken veri saklanıyorsa;
Başka bir ülkede çocukları istismar edenler cezasız kalıyorsa;
Sorun ulusal değil — küreseldir.
“Bir tek çocuk korumasızsa, hiçbir başarı övünülemez.”
…ve şimdi en net soruyu soruyorum:
Çocuklar görünmezken kimler görünür kalıyor?
Bu ülkede bir tek çocuk kayıpsa, hiçbir şey normal değildir.
Bir tek çocuk korumasızsa, hiçbir başarı övünülemez.
Bir tek çocuk unutulmuşsa, hiçbir zafer kutlanamaz.
Biz çocukları saymayan bir devlete,
Çocukları korumayan bir dünyaya,
Çocukları pazarlık konusu eden bir düzene alışmayacağız.
Öfkeliyiz — çünkü bu ihmal kasıtlıdır.
Vicdanımız sızlıyor — çünkü bu acı insan yapımıdır.
…ve harekete geçeceğiz — çünkü sessizlik suç ortaklığıdır.
Şunu herkes bilsin:
“Çocukları görünmez kılan her iktidar, yalnızca meşruiyetini değil — insanlığını da kaybetmiştir.”
EK — Epstein Yalnız Değildi: Kronolojik Zaman Çizelgesi ve Akıbetleri
Aşağıdaki bölüm, bu yazının belgesel arka planını güçlendirmek amacıyla hazırlanmış bilgilendirici bir ektir, suç isnadı değil, kamuoyuna yansımış vakaların özetidir.
Epstein dosyası istisna değil, küresel bir düzenin semptomudur. Aşağıdaki metin, son kırk yılda dünyada ve Türkiye’de ortaya çıkarılan örgütlü çocuk ve ergen istismarı ağlarının kamuoyuna yansımış, doğrulanmış en bilinen örnekleridir. Amaç suç sıralamak değil; gücün nasıl koruma kalkanı olabildiğini, cezasızlığın nasıl yeniden üretildiğini ve toplumların nasıl geç tepki verdiğini göstermektir.
1990’larda Belçika’da Marc Dutroux tarafından yönetilen ağ, çocuk kaçırma, tecavüz ve cinayetlerle gündeme geldi. Yargılama sonunda Dutroux müebbet hapis cezası aldı; ancak süreçte polis ve yargı ihmalleri ortaya çıkınca devlet düzeyinde ek soruşturmalar başlatıldı.
1990–2010 yılları arasında İngiltere’de televizyon yıldızı Jimmy Savile’in onlarca yıl boyunca kurumlar içinde çocuk istismarı gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Savile öldükten sonra kapsamlı bir kamu soruşturması yürütüldü; çok sayıda kurum ağır biçimde eleştirildi ve mağdurlara tazminatlar ödendi.
2000’lerde ABD’de faaliyet gösteren NXIVM örgütü, kendisini kişisel gelişim hareketi olarak tanıtırken gizli bir cinsel sömürü ağı kurdu. Lider Keith Raniere yargılandı ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı; örgüt yapısı dağıtıldı.
2008–2019 döneminde Jeffrey Epstein, ulusötesi bir cinsel istismar ve insan ticareti ağı kurdu. Tutuklandıktan sonra hapiste hayatını kaybetti; ardından milyonlarca sayfa belge kamuoyuna açıldı ve yeni soruşturmalar başlatıldı.
2010’larda Türkiye’de Adnan Oktar örgütü cinsel istismar, şantaj ve zorla alıkoyma suçlarıyla yargılandı. Örgüt lideri ve yöneticileri ağırlaştırılmış hapis cezaları aldı; yapı büyük ölçüde çözüldü.
2019–2024 arasında Epstein belgelerinin açılmasıyla dünya genelinde elit bağlantılar tartışmaya açıldı. Birçok ülkede yeni incelemeler başlatıldı ve dosya hâlâ küresel bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.
2015–2024 döneminde Türkiye’de Telegram ve Discord gibi platformlar üzerinden faaliyet gösteren dijital istismar şebekelerine yönelik çok sayıda operasyon düzenlendi. Pek çok şüpheli gözaltına alındı; davaların bir kısmı hâlen sürüyor.
2000–2024 arasında İngiltere’nin Rotherham kentinde yerel yönetimlerin koruma görevini yerine getirmediği sistematik istismar vakaları ortaya çıktı. Bağımsız soruşturma yürütüldü ve sorumlular hakkında yaptırımlar uygulandı.
İrlanda’da yürütülen Operation Cathedral, Katolik Kilisesi içindeki sistematik istismar ve örtbas mekanizmalarını ifşa etti. Bu süreç, kurumsal reformların başlamasına ve mağdurların tanınmasına yol açtı.
Sonuç olarak bu örnekler, istismarın çoğu zaman örgütlü olduğunu, gücün kimi zaman koruma kalkanı ürettiğini ve adaletin geç de olsa işletilebildiğini göstermektedir.
Kısa not:
Bu EK üç gerçeği çıplak biçimde gösterir:
- İstismar çoğu zaman örgütlüdür.
- Güç çoğu zaman suç için kalkan üretir.
- Adalet geç gelir — ama geldiğinde unutmaz, bedelini mutlaka ödetir.












