Evet, bu başlığı bilerek yazıyorum, soruyorsunuz belki de neyi biliyor ki!
Neyi anlatayım ki?
Tamamen üç boyutlu madde dünyasına odaklanmış kişilere görünmeyen farklı boyutlardaki dünyaları nasıl tasvir edeyim?
Yahudiler de M.S. 1. yüzyılın sonunda kendi kutsal metinlerini (Tanah) belirlerken Hanok’u listeye dâhil etmediler. Bu olay daha sonraki dönemlerde Hristiyanları da etkiledi.
İznik’te birkaç kez toplanan Hıristiyan Konsili, Hanok’un Kitabını 2. ve 4. yüzyıllar arasında kilise liderlerinin ortak görüşüyle yavaş yavaş kullanım dışı bıraktılar.
(Hanok: Nuh’un dedesi, Enoch adıyla da bilinir.)
Nedeni: Hanok’un kitabında devler, düşmüş melekler anlatılıyordu. Bu hikâyeler, o dönem şekillenmekte olan Hristiyan teolojisiyle uyuşmuyordu.
Türkçe meali: Halka Hanok’un kitabındaki sıra dışı olayları nasıl açıklayacaklarını bilemediler.
Hanok’un (Enoch) Kitabı, kutsal metinlerden çıkarılmış olsa da, anlattığı “Düşmüş Melekler” ve “Nefilim” hikâyeleri, bugün izlediğimiz fantastik filmlerden tutun da en derin teolojik tartışmalara kadar her yeri etkiledi.
İşte bu gizemli kitabın içeriğindeki teolojik detaylar:
- Gözcüler (The Watchers / Grigori)
Hanok’un Kitabı’na göre, Tanrı tarafından dünyayı ve insanları gözetlemekle görevlendirilmiş “Gözcüler” adı verilen bir melek grubu vardır. Bu grubun lideri Semyaza (veya Azazel) adında bir melektir. Semyaza, 200 kadar meleği yanına alarak insan kadınlarının güzelliğine kapılır ve onlarla evlenmek için yeryüzüne dağılırlar. Bu melekler dünyaya indiklerinde sadece fiziksel olarak değil, öğrettikleri bilgilerle de düzeni bozarlar.
İnsanlara şunları öğretirler:
Azazel, silah yapımı, metal işleme, süslenme (makyaj) ve değerli taşları öğretir.
Diğer gözcüler ise büyücülük, yıldız falı (astroloji), bitkilerle zehir hazırlama ve ay’ın hareketlerini öğretirler.
Kilise bu anlatıyı reddetti, çünkü meleklerin cinsel arzu duyması veya insanlara teknoloji öğretmesi fikri, meleklerin saf ruhani varlıklar olduğu inancıyla çelişiyordu.
- Nefilim (Devler): Melez Irk
Gözcüler ile insan kadınlarının birleşmesinden doğan varlıklara Nefilim denir.
Kitapta bu varlıklar şöyle tarif edilir:
Metinlerde devasa boyutlarda oldukları, yeryüzünde kaos ve şiddeti ortaya çıkardıkları anlatılır. Dünyanın kanla dolmasına sebep olurlar.
Hanok’un Kitabı’na göre, bu devler fiziksel olarak öldüğünde, ruhları bedenlerinden ayrılır ama göğe yükselemez. Bu kötü ruhlar yeryüzünde kalmaya devam eder. İşte bugün birçok gelenekteki “iblis” veya “cin” kavramının kökeni, Hanok’a göre ölen devlerin bu huzursuz ruhlarıdır.
Yaratılış (Genesis) kitabında Tufan’ın nedeni “insanlığın günahları” olarak özetlenirken, Hanok’un Kitabı’na göre tufan, melekler ve insanlar arasındaki bu melezleşmeyi (genetik bozulmayı) temizlemek ve meleklerin yeryüzüne sızdırdığı “yasak bilgileri” yok etmek için gönderilmiştir.
Tanrı, Başmelek Mikail, Cebrail, Rafael ve Uriel’i görevlendirerek:
Gözcüleri yerin derinliklerine hapsetmelerini,
Nefilimleri (devleri) birbirine kırdırmalarını,
Dünyayı suyla temizlemelerini emreder.
Bazı Evanjelist çevreler, Hanok’un Kitabı’nı resmi İncil’e dâhil etmeseler de, Nefilim konusuna büyük ilgi duyuyorlar. Hatta bazıları, günümüzdeki UFO olaylarını veya genetik mühendisliği tartışmalarını “Gözcülerin geri dönüşü” veya “Nefilimlerin yeniden ortaya çıkışı” olarak yorumluyor ve onlarla ritüeller üzerinden iletişim kurmaya çalışıyorlar.
Arkeoloji, öyle bilgileri saklıyor ki, her şey gözümüzün önünde olmasına rağmen bunu zihinler, madde dünyasında bir kalıba oturtamadıkları için görmezden gelmeyi veya ret etmeyi seçiyor.
Bütün kutsal kitaplar, başka âlemlerden bahsediyor, lakin bu âlemler bize, mitolojik anlatımlar ya da uzak hayaller gibi geliyor.
Geçtiğimiz günlerde Amerika merkezli, muhafazakâr bir dini akım olan Evanjelistler, Beyaz Sarayda Trump ile birlikte dua ettiler. Evanjelistler, Yahudilerin kutsal topraklara gitmesinin ve İsrail devletinin kurulmasının, İsa’nın yeryüzüne ikinci kez dönmesi için gerekli bir kehanet olduğuna inanıyor. Onlara göre büyük bir savaş çıkacak ve İsa Mesih yeryüzünde bin yıllık krallığını kuracak. Bu inanç nedeniyle, ABD’deki Evanjelik seçmen kitlesi İsrail’e verilen kayıtsız şartsız desteğin en büyük savunucusu.
Türkçe meali: İsa’ya sesleniyorlar yani maneviyata, görmezden geldiğimiz boyutlara sesleniyorlar, “biz savaşı başlattık, hadi acele et, gel” diyorlar.
İsrail, Rusya, Amerika istihbaratları, metafizik anlamda herkesten ve her şeyden faydalanıyor.
Biz ne yapıyoruz bu esnada?
Maddeden oluşan üç boyutlu dünya bağımlıları, maneviyattan destek isteyenlere gülüp geçiyor.
Bakın bunu, bir dindar ya da muhafazakâr olarak yazmıyorum. Onlar yazsa beyni yıkanmış dersiniz de ben yazıyorum: Atatürk öğretilerini öğreti kabul etmiş bir arkeolog olarak yazıyorum.
Çünkü var bildiğimiz, gördüğümüz öğrendiğimiz şeyler fakat her bilgi her kişiye verilmiyor, er kişiye verilmesi gerekiyor yalnızca, o yüzden bu konulara çok girmiyorum. Kitaplarımda da kısaca anlatıp ipuçları bırakıp geçiyorum.
Bu kadar uzun bir açıklamadan sonra konuya gireyim:
Anadolu, İstanbul, Türk yurdu, cehennem ateşinin tam ortasında, bu ateşin bize sıçramayacağını düşünenlere diyecek bir şey yok. Ateş ocaklarına düştüğü zaman anlarlar nasılsa!
Ramazan ayı, maneviyatın bir enerji olarak vatanımı sardığı bu önemli ayda İstanbul’daki manevi liderleri ziyaret edip ülkem için destek isteyeyim dedim. Manevi liderlerin türbeleri, ley hatları üstündedir. Enerjilerin yoğun aktığı kesişim noktalarıdır. Bilinçli seçilmiştir kendileri tarafından.
O noktalarda bulunmak enerjetik bedeni ve ruhu şarj eder. Fakat öyle laylaylom gidip, “he gittim ne oldu şimdi,” diyerek bir şey elde edemezsiniz. Bir yöntemi vardır. Merak eden mail atsın yazayım. Bilgiyi artık yalnızca ER kişilere veriyorum.
Bizim toplum olarak iki temel sorunumuz var:
Bilime ihtiyaçlığımız ile ilime muhtaçlığımız arasında bir doğrusallık oluşturamıyoruz. Bilimi temsil edenlerin bilimi toplumsallaştıramayışı, ilim ile alakalı olanların ise cemaat, tarikat, menfaat sarmalında acizlik oluşturması en temel sorun alanımız.
Mana ve madde âlemi ile ilgili bütünsellik oluşturamazsanız gerçek manada devletlerin ilerlemesi ve ayakta kalması mümkün olmaz.
Topraktan yapılan bedenler elbette ölür, lakin içine yaratıcının yerleştirdiği ruh, devri daimdedir. Soyumuz, atalarımız bu mana âleminde devri daimdedir.
Örnek olarak yazayım; Zerdüştler, öldükten sonra da görevine devam edip soyunu koruyan atalarına FRAVAŞİ der.
Fravaşi, kozmik soyun ezeli ve ebedi ruhsal koruyucusudur.
Şamanlar, atalarıyla iletişime geçmek için törenler yapar.
Hıristiyanlar, İsa’nın koruyuculuğunu talep eder.
Aynı kitaba ve peygambere inanan Müslümanlar manada bir olamayıp birbirine bomba atar.
Diyeceklerim bu kadar, anlayan anladı, anlamayan yine muhalefette kaldı.
Küçük bir not; duanın gücüne inanın!
İşitenler gerçekten var!













