
TENGRİ TÜRÜKÜG KÖZEDZÜN YEGEDZÜN!
(ORHUNCA&GÖKTÜRKÇE)
TANRI TÜRK’Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN!
Gece, göğün siyah ipeğine işlenmiş kadim bir mühür gibi ağırdı.
Yerin nefesi yükseldi, göğün soluğu indi; iki âlem bir anlığına aynı ritimde attı.
Gök kubbenin yüksek katlarında, kader ipliklerini tutan görünmez eller durdu.
Zamanın tekeri yavaşladı; sanki evren, iki ruhun karşılaşmasını dinlemek için susmuştu.
Kadın, yerin bilgeliğini taşıyordu:
Toprağın hafızası, suyun sabrı, ateşin gizli kıvılcımı onun yüreğinde har olmuştu.
Erkek, göğün uzak yankısını getiriyordu:
Yıldızların titreyişi, rüzgârın haberleri, ufkun çağrısı onun bakışında toplanmıştı.
324 yıl sonra gökyüzünde Eren-tüz ile Altun Yultuz Kony’da kavuştuğunda,
Yer ile gök arasındaki kadim antlaşma yenilendi.
Bir ışık yükseldi, ne yalnız gökten, ne yalnız yerden;
İkisinin ışığında doğan üçüncü bir ışıktı ki bu,
Sümer bilgeleri buna “iki kudretin kavuşumu” derdi.
Türk ozanları “kutun parlaması” diye söylerdi.
O ışıkların kavuşumu, uzun bir çağ sürmedi;
Fakat kısa süren şeylerin en kalıcısı gibi,
Gecenin dokusuna iz bıraktı.
Işığın özüne har bıraktı.
Rüzgâr sustu, zaman yeniden yürüdü.
Işık çekildi, fakat yankısı kaldı.
Bir hatırlayış, bir çağrı, bir daha doğmak isteyen bir anın tohumu!
Ve gök ile yer şöyle fısıldadı:
“Her kavuşum kader değildir;
Ama her buluşma, kaderin kapısını aralar.”
14.Şubat.2026’nın 5 gün öncesi ve 5 gün sonrasını kapsayan tarihleri arasında astrolojik verilere göre yaklaşık 324 yıl sonra Satürn (eski Türkçede Eren-tüz) ile Neptün (eski Türkçede Altun Yultuz) Koç burcunda (eski Türkçede Kony) kavuştu.
Bu iki gezegenin Koç burcundaki bir sonraki kavuşumu 164 yıl sonra 2190 yılında olacak.
14 Şubat tarihi: Dünya Öykü Günü, Sevgililer Günü ve benim doğum günüm olması nedeniyle benim için ayrı özel olan bu tarihte özellikle bu yıl çok başka ilginç kavuşumlar olması benim için sözün bittiği, yeni bir hikâyenin başladığı yer!
Ve bu kitabı yazmanın hazırlamanın bana verdiği mutluluk tarif edilemez. Klasik tarih araştırmalarını sevmiyorum, Arkeoloji, gündelik yaşamları, astroloji, müzikleri, inançları, şaman dini ve daha birçok konuşulmamış konuyu yazdım.
Türk; bir ırk adı olmaktan öte, bir devlet kurma biçimidir.
Türk, yalnızca kanla değil; töreyle, atla, okla ve gökle kurulan bir aidiyettir.
Bu yüzden Türk tarihi, tek bir soyun değil yüzlerce soyların; bir nizamın, bir askerî aklın ve bir siyasal geleneğin tarihidir.
Türk; etnik kökenden bağımsız olarak, Türk töresi, askerî sistemi, devlet teşkilatı ve sembolizmiyle şekillenmiş siyasal ve toplumsal yapıları kapsar.
Türklük, kafatası milliyetçiliği değildir.
Türklük, bir halkın adından önce bir düzen kurma yeteneğinin adıdır.
Bu yüzden Türk, tarih boyunca yalnızca “kim olduğu” ile değil, ne yaptığı ile tanınmıştır.
Türk; bozkırda ortaya çıkmış, ama bozkıra hapsolmamıştır. At sırtında doğmuş, fakat yalnızca savaşmamış; adalet dağıtmış, devlet kurmuş, coğrafyayı nizam altına almıştır.
Bu yüzden Türk tarihi, bir göç hikâyesi değil; kesintisiz bir siyasal hafıza zinciridir.
DEVAMI KİTABIMDA OLACAK, ÇIKTIĞINDA HABER VERECEĞİM!
MERAK ETMEYİN SİZLERİ FAZLA BEKLETMEYECEĞİM.













