Ekonomik belirsizlikler, savaşlar, pandemiler ve toplumsal çalkantılar… Kriz dönemleri yalnızca piyasaları değil, insan psikolojisini ve buna paralel olarak modayı da kökten değiştiriyor. Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı’ya göre moda, bu dönemlerde estetikten çok daha fazlası: bir savunma mekanizmasıdır.
Moda, çoğu zaman vitrinlerde gördüğümüz renklerden ve kesimlerden ibaret sanılıyor. Oysa Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı’ya göre moda, ekonomi, politika, psikoloji ve toplumsal ruh hâlinin birebir yansıması. Tıpkı finansta kullanılan trend analizleri gibi, moda da geçmiş verilerden beslenerek geleceği öngörüyor.
“Kriz anlarında insanlar önce kendini korumak ister” diyen Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı, bu refleksin doğrudan kumaş seçimine, renklere ve siluetlere yansıdığını vurguladı.
“Trendleri Değil, İnsan Davranışlarını Okuyoruz”
Tarihsel olarak bakıldığında, kriz dönemlerinde omuzların keskinleştiği, formların daha maskülen ve koruyucu hâle geldiği görülüyor. Koyu renkler, zincirler, askeri detaylar ve kalın dokular bu dönemlerin vazgeçilmezi oluyor.
“İnsan bilinçaltı, kıyafetle kendine zırh yapar” diyen Doç. Dr. Saygılı, bunun kolektif bir refleks olduğunun altını çiziyor.
Rahatlık Bir Lüks Değil, Psikolojik İhtiyaç
Pandemi sonrası dönemde yükselen rahat kumaşlar ve konfor odaklı kalıplar, yalnızca bir trend değil; psikolojik bir ihtiyaç. Saygılı’ya göre insanlar belirsizlik karşısında bedenlerini rahatlatırken, zihinlerini de sakinleştirmeye çalışıyor.
2028 Planlanıyor, Moda İki Yıl Sonrasını Görür
Moda sektörünün sanıldığının aksine anlık heveslerle değil, uzun vadeli öngörülerle şekillendiğini belirten Saygılı, bugün konuşulan renklerin ve kumaşların aslında iki yıl sonrasının dünyasına göre belirlendiğini söylüyor:
“Ekonomi nereye gidiyor, politik atmosfer nasıl şekilleniyor, toplum ne hissediyor? Bunların hepsi modanın ham maddesi.”
Renkler Umut Satar, Kumaşlar Gerçeği Söyler
Kriz dönemlerinde vitrinlerde çoğu zaman “umut veren” renkler öne çıkar. Ancak Doç. Dr. Saygılı, asıl gerçeğin kumaşlarda saklı olduğunu söyleyerek,
“Parlak renkler psikolojiyi yükseltmek için sunulur ama satış verileri daha koyu, daha ağır ve daha dayanıklı kumaşların tercih edildiğini gösterir.” dedi.
Az Tüketim, Güçlü Seçim
Kriz, insanları sadeleşmeye zorlar. Bu dönemde alışveriş azalır; ancak yapılan seçimler daha bilinçlidir. Zamansız parçalar, çok amaçlı giysiler ve uzun ömürlü ürünler ön plana çıkar.
“Krizde moda hızlanmaz, derinleşir” diyen Saygılı, bu yaklaşımın sürdürülebilirliğin de temelini oluşturduğunu ifade etti.
Moda Bir Terapidir
Doğru giyinmenin psikoloji üzerindeki etkisine dikkat çeken Doç. Dr. Saygılı, modanın bir tür sessiz terapi olduğunu söylüyor:
“İnsan kontrol edemediği dünyada, kontrol edebildiği tek alan olan kendi görüntüsüne tutunur.”
Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı, kriz dönemlerinde modayı yalnızca ekonomik bir sektör olarak değil; toplumun ruh hâlini okuyan güçlü bir psikolojik gösterge olarak ele alıyor. Çünkü moda, zor zamanlarda bile insanın kendini ayakta tutma biçimidir.
Moda Kurbanı Olmayın
Herkesin bir tarzı olması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Saygılı, modayı sorgusuzca takip edenleri “moda kurbanı” olarak tanımlıyor:
“Bütçesini zorlayan, vücut yapısına, kariyerine ve psikolojisine uygun olmayan kıyafetler giyen kişi modaya değil, tüketime hizmet eder.”
Marka takıntısına da eleştirel yaklaşan Saygılı, “Gerçek stil markayla değil, bireysel değerle oluşur” diyerek özellikle gösterişli logo kullanımının kişisel stilin önüne geçmesine dikkat çekiyor.
Saygılı, modayı yalnızca tasarım değil; insanı, toplumu ve geleceği okuma sanatı olarak ele alıyor. Onun yaklaşımında şıklık, pahalı olmak değil; bilinçli, zamansız ve kendin olabilmek anlamına geliyor.
Instagram ve YouTube’da dijital içerik üreticisi olarak “Moda ve Moda Eğitimi” ile ilgili içerikler üretmektedir.













