Toplumsal çözülme çoğu zaman yüksek sesle başlamaz; bir çığlıkla değil, bir suskunlukla ilerler. Önce küçük haksızlıklar görmezden gelinir. Sonra büyük adaletsizlikler “hayatın gerçeği” diye açıklanır. En sonunda ise insan, kendi içindeki sızıyı bastırmayı öğrenir. İşte vicdanın buharlaşması tam da böyle gerçekleşir: görünmeden, tartışılmadan, hatta çoğu zaman inkâr edilerek.
Bugün modern toplumda karşı karşıya olduğumuz duyarsızlık, ahlaki bir zayıflıktan çok daha karmaşık bir olgudur. Sürekli kriz, sürekli bilgi akışı ve kesintisiz travmatik gündem, insan zihnini korumaya zorlar. Psikoloji literatüründe buna duyarsızlaşma denir; tekrar eden olumsuz uyaranlara karşı duygusal tepkinin azalması. Başlangıçta bu bir savunma mekanizmasıdır. Ancak savunma kalıcı hale geldiğinde, insan yalnızca kendini korumaz; değerlerinden de uzaklaşmaya başlar. Artık üzülmemek için bakmamayı, etkilenmemek için görmemeyi seçer. Böylece vicdan yavaş yavaş yoğunluğunu kaybeder.
Dijital çağ bu süreci hızlandırmıştır. Görünürlük, erdemin önüne geçmiştir. Tepki göstermek, sorumluluk almaktan daha kolaydır. Bir trajediye birkaç saniyelik öfke, birkaç kelimelik kınama yeterli sayılır. Oysa vicdan, süreklilik ve emek ister. Hız kültürü ise derinliğe izin vermez. Her yeni kriz bir öncekini unutturur. Böylece acı tüketilen bir içeriğe, adalet talebi ise geçici bir gündeme dönüşür.
Kurumsal düzeyde yaşanan erozyon da bu duyarsızlığı besler. Liyakat zedelendiğinde, adalet duygusu sarsıldığında, insanlar yalnızca sisteme değil; birbirlerine de güvenmemeye başlar. Güvenin zayıfladığı yerde etik davranış rasyonel görünmez. “Doğru” olan değil, “işe yarayan” olan tercih edilir. Bu zihinsel kayma, toplumsal dokunun en kırılgan yeridir. Çünkü vicdan yalnızca bireysel bir duygu değil, ortak yaşamın temelidir.
İlişkilerdeki yüzeyselleşme de aynı iklimin ürünüdür. Açıklama yapmadan çekip gitmek, bağ kurmaktan kaçınmak, sorumluluğu ertelemek… Bunlar yalnızca kişisel tercihler değildir; kolektif bir yabancılaşmanın yansımalarıdır. İnsan, insanı araçsallaştırmaya başladığında çürüme mikro düzeyde görünür olur. Empati zayıfladığında ise toplum yalnızca kalabalık bir yalnızlık üretir.
Yine de bu tablo geri döndürülemez değildir. Vicdan tamamen yok olmaz; bastırılır, ihmal edilir, ertelenir. Onu yeniden görünür kılmak bilinçli bir tercih ve ahlaki bir cesaret gerektirir. Toplumsal duyarsızlık kader değildir; öğrenilmiş bir davranıştır. Öğrenilmiş olan ise yeniden öğrenilebilir.
Çözüm büyük söylemlerden önce küçük ama istikrarlı tercihlerde başlar.
Bireysel düzeyde duygusal hijyen gereklidir. Sürekli maruz kalınan kriz akışına bilinçli sınır koymak, empatiyi korumanın ilk adımıdır. Tükenmiş bir zihin adalet talep edemez. Sağlıklı bir vicdan, yalnızca bilgi tüketmekle değil; bilgiyi anlamlandırmakla güçlenir.
Etik tutarlılık gündelik hayatta pratik edilmelidir. Adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil; iş yerinde, aile içinde, ilişkilerde başlar. Liyakati savunmak, kayırmacılığı reddetmek, çıkar uğruna sessiz kalmamak… Bunlar büyük idealler değil, küçük ama etkili direniş biçimleridir.
Dijital davranışlarımızı yeniden düşünmek zorundayız. Tepki göstermek ile sorumluluk almak arasındaki farkı ayırt edebilmek, modern vicdanın en önemli sınavıdır. Bir paylaşım anlık rahatlama sağlayabilir; ancak gerçek dönüşüm süreklilik ve eylem ister.
Ve belki de en önemlisi: Çocuklara yalnızca başarıyı değil, adaleti öğretmek gerekir. Toplumun geleceği akademik performansla değil; etik omurgayla şekillenir. Vicdan aktarılabilir bir değerdir. Onu gündelik yaşamda görünür kılmazsak, bir sonraki kuşakta eksikliğini aramak zorunda kalırız.
Toplumsal çürüme bir anda başlamadı. Onarımı da bir anda olmayacak. Fakat her bireyin bilinçli tercihi, kolektif bir iyileşmenin başlangıcı olabilir.
Belki de asıl soru şudur: Duyarsız bir toplumda yaşamak zorunda mıyız, yoksa duyarsızlaşmayı konforlu bulduğumuz için mi susuyoruz?
Vicdan buharlaşabilir.
Ama insan, isterse onu yeniden yoğunlaştırabilir.
Çünkü toplum dediğimiz şey, soyut bir yapı değil; bizim her gün verdiğimiz küçük kararların toplamıdır.
Dr. Bahar Zeynep Barut
Tüm yazılarım telif hakkı kapsamındadır.
beyondtohuman.com












