Protestan ve Katolik olarak ikiye ayrılan Avrupa ülkeleri bu durumdan günlük hayatta olduğu kadar sanatta da etkilerini yaşadılar.
Katolik ülkelerde büyük tuvallerle çalışılırken Felemenk ülkeleri Protestan olmuş, bu günkü Belçika Hollanda da yaşayan halk Barok üsluba hiç yakınlık duymamıştı. Mimari de de yalın üslup beğeniliyordu. Ressamlar dini otoritelerin öfkesini çekmeyecek resimler yapmaya devam etti. Tam bu dönemde portre resmi imdatlarına yetişti. Varlıklı ailelerin çoğu portrelerini yaptırdı. Özellikle kent soylular taşıdıkları ünvanları simgeleri ile resmettirmek sonraki kuşaklara bırakmak istiyorlardı.
Portre resminde başarılı olamayan portre siparişi alamayan ressamlar çeşitli tablolar yapıp pazarlarda panayırlarda satmak zorunda kaldılar.
Doğa ve manzara resmi yapan ressamların dramatik ya da çarpıcı bir olaya, kahramanlık öyküsüne, gereksinimi yoktu.
Hollandalı Rambrant (1606_ 1669) önemli Portre ressamlarından biridir. Kendi portrelerini sıkça yapmıştır. Otoportrelerle bir otobiyografi hazırlamıştır diyebiliriz. Resimlerinde modelin kişiliğini olduğu gibi resme yansıtır. Hatta bu anlayışla resmettiği için kendi portrelerine bakınca çirkin biri olduğunu görürüz.
Rambrant resmin bititiğine ressam ‘amacına ulaştığı anda’ karar vereceğini söyler. Yaptığı portrelerde resmi yapılan kişi ile karşılaşmış gibi oluruz. Modellerin yüzlerinde yaşamlarının tüm izleri, duygusal tavırlarını görürüz.
Rambrant da Caravaggio gibi gerçek ve içtenliği güzellik ve uyumlu çizmeye tercih etmiştir.
Hollandalı ressamların uzmanlaştıkları bir diğer konu da (natürmort) ölü doğa resimler olmuştur.
Bu resimler, natürmortlar şarap sürahileri, güzel tabaklarda yiyecekler meyveler resmedilerek yapılmış. Yemek odaları için tercih edilmişlerdir.
Dolayısıyla Hollandalı ressamlar resim için konunun ikinci derecede önemli olduğunu ispatlamışlardır.
Gelecek bölümde Klasisizm edebiyatçılarında buluşmak üzere hoşça kalın.













