Eski bir takvimin yapraklarını sayıyor zaman,
kabuğunu soyuyor bedenimizin.
Gövdemiz dünün teninde unutulmuş bir harita,
keşfedilmemiş yerler var hala.
Hiçbir an ötekinin aynısı değil,
hiçbir suret kendisinin aynası değil.
Nehir elbet kendi yatağını bulacak.
Islanmış çakıl taşlarıyız nehrin derininde,
yankısına çarpan birer kayıp akıntı.
“Ben kimim?” sorusu suya yazılan bir mısra,
bir türlü ezber edilemeyen.
Zaman, çiziyor suretimizi
her akışta yeniden.
Zamanın sularında durmadan silinen bir rüyadayız.
Savrulmak değil bu, ten değiştirmek.
Keskin bir cümle kurma kendine,
bil ki katı cümleler
çok çabuk paslanır.
Sesleriz biz gölgesi yollarda kaybolan.
Akıyor insan kendi yatağında büyüyen bir nehir gibi kendine.
Dünün gömleklerini üzerinden atıp,
yabancılaşmadan
yalnızca kendi sesine.
Zamana çarpa çarpa yine de çoğalarak.













