Ekim’in en güzel zamanındayız… Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu kutladığımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramına sayılı günler kaldı…
Ülkemizin 103.yılı kutlu ve mutlu olsun!
Ben daha ilkokul çağına gelmemiş, minicik bir kızken cumhuriyet kutlamalarında en önlerde yer almış, boyumdan daha büyük şanlı Türk Bayrağımızı gururla taşımıştım. Tekirdağ’da ilkokul öğretmeni olan teyzeme bu onurlu görevi üstlenebilmek için az yalvarmamıştım…
Tekirdağ kordonda kortej yürüyüşünde bayrağımızla geçerken meğerse yaşıtlarımı pek bir kıskandırmışım…
Komşumuz Arzu Teyzenin benden birkaç yaş küçük kızı, çocukluk arkadaşım Nazlı’nın balkondan bakarken beni gördüğü anda “niye ben değil de, o!” diye epeyce hırslandığı sonradan anlatıldı. İsyan etmeler, haykırışlar ve ağlamalar ile mahalle ayağa kaldırılmış meğerse…
Modern, laik Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu, ilk cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün “En Büyük Bayram” diye nitelendirdiği Cumhuriyet Bayramımızı daha o yaşlarda en önlerde kutlama şerefine ermiştim, Nazlı’nın kıskandığı kadar vardı…
Yıllar geçti, Arzu Teyze eşinden ayrılıp, mesleğinde kral ünvanıyla anılan, şöhretli bir gazinocu ile evlendi ve İstanbul’a yerleşti. Çocukluk arkadaşım Nazlı eğitim hayatını yurtdışında sürdürdü. Ve bir gün gazetelerin magazin haberlerinden bir kont ile evlenip kontes ünvanını aldığını öğrendik.
Yakışır arkadaşıma…
Vallahi hiç kıskanmadım…
Zira ünvanların en güzelini gururla taşıyorum. Atatürk’ün kızlarıyım…
Tıpkı Atatürk’ün dediği gibi, “Şu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Ebediyete akıp giden her yıl, bu büyük milletin bir ferdi olarak bayramımızı daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutluyoruz…
Ne mutlu Türk’üm diyene!”













