Bazı ilişkilerde görev dağılımı çok nettir: Biri hata yapar, diğeri neden üzüldüğünü açıklamakla uğraşır.
Yalanı o söyler, kuşkucu siz olursunuz. Sözünü o tutmaz, beklentisi yüksek siz olursunuz. Kalbinizi o kırar, ortamın neşesini kaçıran yine siz olursunuz.
Muhteşem hizmet! Hem canınız yanıyor hem savunma hazırlıyorsunuz. İlişki mi yaşıyoruz, adliyede mesai mi yapıyoruz, belli değil.
Son zamanlarda bu yaklaşımla oldukça sık karşılaşıyorum. Özellikle erkeklerin sorumluluktan kaçındığı, kadınların ise hem incinip hem ilişkiyi toparlamak zorunda bırakıldığı örnekler dikkatimi çekiyor. Bu benim gözlemim; bütün erkekler hakkında bir hüküm değil. Fakat bazı davranışlara da artık “Canım, huyu böyle” deyip koltuk göstermeyelim.
Konuyu değiştirmede dünya markası
“Bana neden yalan söyledin?”
“Sen benim telefonuma niye baktın?”
Telefona bakmayı da konuşalım elbette. Ama yalanı aradan kaçırmayalım. Konular sırayla, herkes kendi davranışının başına!
“Bu söylediğin beni kırdı.”
“Şaka da yapamıyoruz artık!”
Yapabiliyoruz. Karşı taraf da gülüyorsa daha güzel oluyor.
Her itirazınızın sonunda kendinizi suçlu buluyorsanız, konuşmanın hangi kavşağında yön değiştirdiğine bakın. Siz kırgınlığınızı anlatırken bir anda kendi karakterinizi savunmaya başlamış olabilirsiniz.
Derdinizi anlatmaya geldiniz, hakkınızda iddianame çıktı.
Elbette her kötü tartışma manipülasyon değildir. Ama her konuşma aynı yere çıkıyor, bir kişi sürekli haklı, diğeri sürekli borçlu kalıyorsa ortada tesadüften fazlası olabilir.
Erkek sinirli, kadın anlayışlı… Kadroya yeni biri alınsın!
Erkek öfkelenir: “İşi çok yoğun.”
Kadın yorulur: “Biraz anlayışlı ol.”
Erkek susar: “Kafasını dinliyor.”
Kadın susar: “Yine neye bozuldun?”
Bu senaryoda kadına verilen görevler bitmiyor: Anla, bekle, gönül al, ortamı toparla… Bir de çay koyarsa ilişki yönetim kurulu tamamlanacak.
Manipülasyon her cinsiyetten insanda görülebilir. Ancak erkeklerin kontrolünü normal, kadınların itirazını sorun sayan anlayışı sorgulamak gerekir. Dünya Sağlık Örgütü de toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kadına yönelik şiddetin temel nedenlerinden biri olarak tanımlıyor. (who.int)
Yetişkin bir insanın sorumluluklarını partnerinin sabrına taksitlendiremeyiz.
Çocukluğun zor geçmiş olabilir, benim bugünümün suçu ne?
İnsanların geçmişinde ağır yaşantılar bulunabilir. Bunları küçümsemiyorum. Ama geçmişi anlamakla bugünkü zarara sınırsız izin vermek arasında fark var.
Aldatılmış olmanız, yeni partnerinizi sürekli sorguya çekme hakkı vermez. Terk edilme korkunuz, birini suçlulukla yanınızda tutmanızı haklı çıkarmaz.
“Ben böyleyim” de konuyu kapatmaz.
Bu cümle bir açıklama olabilir; ilişkinin kullanım kılavuzuna yazılmış, değiştirilemez fabrika ayarı değildir.
Psikolog John Gottman’ın yaklaşımında, savunmacılığın panzehiri kişinin çatışmadaki kendi payını kabul etmesidir. (gottman.com) Yani ara sıra karşı tarafın kusurlarını saymaya mola verip kendi davranışımıza da uğrayacağız. Adres çok uzak değil.
Özür tamam, güncelleme ne zaman?
“Özür diledim ya!”
Dilediniz. Peki, ardından ne değişti?
Aynı davranış, aynı tartışma, aynı özür… İlişki bir süre sonra tekrar bölümleri yayınlanan diziye dönüyor. Replikleri ezberledik, final hâlâ yok.
Özür, davranış değişikliğinin başlangıcı olabilir. Yerine geçemez.
Bu davranışların bugün daha fazla konuşulması, mutlaka arttıkları anlamına gelmez. Belki de eskiden “İdare et” denilerek kapatılan meseleler artık masaya geliyor.
İyi de oluyor. Çünkü birinin sevgisi, diğerinin sorumluluktan muafiyet belgesi değildir.
Mizah bir yana; korkutma, aşağılama ve sistematik kontrol varsa konu “Biraz atışıyoruz” diye geçiştirilemez.
İlişkide ikimiz de hata yapabiliriz. İkimiz de özür dileyebiliriz. Ama biri sürekli kırıp diğeri sürekli onarıyorsa, bu görev dağılımını yeniden konuşmak gerekir.
Kalbimi kırıp bir de kırıkları toplamamı bekleme. En azından kendi yaptığının ucundan tut!













