Kaç dil susturuldu bu köşede?
Ne zamandır suç sayılır oldu soru sormak?
Sokaklar sessiz, kapılar kilitli,
Herkes başı önünde bir hayatı yaşıyor.
Bir su sızar taşın çatlağından,
Susturulan her nefes, o suda bir fırtına.
Hangi kilit tutabilir dildeki itirazı?
Surlar yükselse de su kendi yolunu bulur.
Aynı tümceyi yineliyor kalabalık,
Korku ekiliyor toprağa, sessizlik biçiliyor.
Oysa kuytuda büyüyen bir fısıltı var,
Kendi gölgesinden kaçanların inadına.
Kabul etmek, en karanlık yanıdır boyun eğmenin;
İnsan kanıksadıkça eksilir kendi içinden.
Biz susmayı erdem saymadık hiçbir zaman,
Yitip gitmesin diye insanın öz sesi.
Bir gün biri çıkar o suskunluğun içinden,
Yüzünü aydınlığa döner ve sorar:
“Biz ne zaman korkar olduk konuşmaktan?”
Ve o soru, bütün yasaklardan uzun yaşar.
Kalem kırılır, mühür vurulur kapıya;
Fakat esen rüzgâra kim kilit vurabilmiş?
İnsanın içindeki o özgür olma arzusu,
Hiçbir iktidarın mülkü olamadı,
Olamayacak da.












