Karanlığın kimyasını bozan o sessiz direnç,
zamanın teyellenmiş kıvrımlarında arar kendi sesini.
Bazı şeyler söylendiğinde eksilir, adını koymam.
İçimde büyüyen o sessiz şey yaşamanın işareti.
Yalnızlık, varlığımın tortusunu süzen ince bir sızı.
Ağırlaşır vicdanım, imgenin suskun gölgesine sığınarak.
Melankoli ve umut;
aynı madalyonun iki yabancı yüzü,
eksildikçe derinleşen o çıplak özde bulurlar sözü.
Suskunluk başkaldırır.
Kabullenişse kendi zincirini kırar.
Ruhumun en tenha parantezine sığdırır filozof kendi keskin sesini.
Tırnak içinde yaprak dökümü değildir zamanın cebinden düşen sözde sessizlik,
kayalara çarpan dalgaların isyankâr sesidir.
Azalır kelimeler; kırılır gerçeğin kabuğu,
eksildikçe çoğalan bir iç hesaplaşmadır yankılanan.
Aynaların sırrına bürünen gölge,
bir yüzleşmenin eşiğinde durur. Geceyi bölen dip akıntısı,
kendi yatağını arayan nehirdir.
Bir sitemin ucunda değil, varoluşun derininde susan bir hakikattir bu.
Geriye yalnızca direnişin yalın gerçeği kalır.
İnsan, zamanın kalbine adını kazır.
İçimdeki fırtınalı duygu hayata imzasını atar,
izi silinmez.
Kendi karanlığında kaybolmaz o ince aydınlık.
Var oluşunun o sessiz yankısını dinler.
Çünkü orada anlam, sessizliğin içinden doğar.












