Bana ilk, karşılıksız sevmenin matematiğini öğrettiler,
incelikli olmanın formüllerini.
İnsanlara karşı bir zırh giyinmeyi değil.
Belki de bu yüzden,
dokunduğum teğetlerde yaralandı ruhum, iyileşemedim.
Ama sevmeyi bir eksen gibi korudum,
ruhumun etrafında döndüğü temel merkezde.
Rüyalarımda içimde durmayan o salıncak, annemin beni göğe uçurması…
Oysa yalnızken kendi gökyüzüme yetmedi salıncağım.
Düşerdim uçmak isterken, babam sarardı sızılarımı özenle;
O gitti, ben kendi merhemime yabancı kaldım.
Şimdi yüzlerce bilinmeyenli bir denklemin ortasındayım.
Sorular sorulara gebe.
İşlemiyor öğrendiğim o ilk formül;
Eksildikçe çoğalan bir toplamın içinde,
Daha az yorulsaydı kalbim,
Daha mı az ufalanırdı bu hesapta?
Ama bir sitem değil bu,
kibirden arınmış bir varoluş eşiği.
Nasıl sormuyorsa bir çiçek kendi kokusuna “neden” diye,
Sorgulamıyorum artık bendeki bu özü…
Ben evreni kırmadan, olduğu gibi sakladım göğsümde,
Şimdi zaman da beni öylece alsın içine,
Tek bir çizgimi bile silmeden.













