Saatin tik takları hızlanmış,
Zaman anlamsızca sıyrılıyor gömleğinin kollarından.
Kırk beş yılın tortusu düşüyor masaya,
Doğru düzgün yaşanmamış bir geçmişin,
Bana kesilen faturası.
Ben ne çok biriktirdim yaşayamadıklarımı.
Yaşadıklarımdan değil, yaşayamadıklarımdan bin pişman.
Bir sigara nefesinde durdurmak zamanı,
Ve bir es vermek hayata.
Geçmişin cebinde unutulmuş bir anahtar kadar çaresiz.
Artık hiçbir kapıyı açmıyor bu anahtar.
Işıkları yakıyorum.
Bütün lambalar cümbüşe duruyor odamda,
Çünkü karanlık, tanımadığım bir parantez artık içimdeki hüzünleri aydınlatan.
Zihnimden gürültülü trenler geçiyor hiç durmadan,
Bir yerlere koşarcasına,
Keşmekeşi ruhumu delen bir ezgi çocukluğumdan tren sesi “çuf çuf”…
Ben ise bir kitabın en içten sayfasına sığınıyorum,
Altı çizili tercihen yalnızlığın hemen yanı başına.
Mutluluk dediğin,
Bir zorunluluk değil ki…
Bir akşamüstü kendiliğinden çıkıp gelmeli mutluluk.
Bırakıp geçmişi ve o imkânsız geleceği,
Sevdiklerimin gözlerinde durmalı dünya,
En gerçek, en lezzetli ve en beklenmedik hâliyle.













