• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Duygu Şengül’ün Yazı dünyası üzerine

Güncel Kadın by Güncel Kadın
3 Eylül 2026
in Güncel Haberler
0
Duygu Şengül: Yolda olmak
0
SHARES
4
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Duygu Şengül’ün Güncel Kadın’da yayımlanan yazıları ve şiirleri birlikte okunduğunda, farklı başlıklar ve farklı dönemler arasında dolaşmasına rağmen belirgin bir yazı kişiliğinin giderek berraklaştığı görülüyor. İlk bakışta şiir, aforizma, kişisel düşünce yazısı, toplumsal mesele yazısı ve edebiyat incelemesi gibi birbirinden ayrı türlere dağılan bu metinlerin altında aslında ortak bir damar var: insanın kendisiyle, yaşadığı zamanla, vicdanıyla ve toplumla kurduğu ilişkinin sorgulanması.

Bu nedenle Duygu Şengül’ü yalnızca belirli konularda yazan bir köşe yazarı olarak değil, deneme ile aforizmatik düşünce yazısı arasında kendine özgü bir alan kuran bir yazar olarak değerlendirmek daha doğru görünüyor.

Şengül’ün yazılarında düşünce hiçbir zaman yalnızca soyut bir fikir olarak kalmıyor. “Yol”, “zaman”, “değişim”, “umut”, “vicdan”, “huzur”, “özgürlük”, “kadın”, “yalnızlık”, “sevgi”, “hafıza”, “hakikat” gibi kavramlar, yazarın metinlerinde insan deneyiminin içinden geçirilerek yeniden ele alınıyor. Son dönem yazılarında bu yönelim özellikle belirginleşmiş durumda. “Her şey değişir” yazısında insanı tamamlanmış bir varlık değil, sürekli oluş hâlindeki bir varlık olarak ele alması; “Yankının kaçınılmazlığı: vicdan, zaman ve hakikat”te insanın kendi eylemleriyle vicdanı arasındaki ilişkiye yönelmesi; “Sırların ağında yersiz yurtsuz”da insanın kendi hafızasından ve benliğinden kaçamayacağı düşüncesini merkeze alması, bu sürekliliğin farklı görünümleridir.

Deneme damarının belirginliği

Duygu Şengül’ün metinlerini denemeye yaklaştıran temel özellik, düşünceyi bir “sonuç” olarak sunmaktan çok, düşüncenin kendisini yazının konusu hâline getirmesidir.

Deneme türünün en önemli imkânlarından biri, yazarın bir kavramı yalnızca açıklamak yerine onun çevresinde düşünsel bir yolculuğa çıkabilmesidir. Şengül’de de “umut”, “değişim”, “öz-şefkat”, “unutmak”, “yolda olmak” veya “iyi yüreklilik” yalnızca birer konu değildir; insanın varoluşuna açılan kapılardır.

Örneğin “Yolda olmak” düşüncesinde yol, yalnızca fiziksel bir hareketi değil, insanın varlığını sürdürme biçimini temsil eder. “Her şey değişir”de değişim, gündelik hayatın bir gözlemi olmaktan çıkarılarak insanın kendisini tanıma çabasının temel paradoksuna dönüştürülür. “Umudum var” ise umudu pasif bir teselli olmaktan çıkarıp insanın kendi hayatına müdahale etme iradesiyle ilişkilendirir.

Bu özellikler, Şengül’ün yazılarının klasik anlamda “bilgi veren köşe yazısı” sınırlarını aşarak düşünsel deneme alanına yaklaşmasını sağlıyor.

Aforizma ile deneme arasında

Şengül’ün yazı dünyasının en karakteristik taraflarından biri de aforizmaya duyduğu eğilimdir.

“Duygu’lu Aforizmalar” başlıklı metinlerinden başlayarak “Yol Üzerine” düşüncelerine, daha sonraki yazılarında giderek yoğunlaşan kısa ve vurucu cümlelere kadar, düşünceyi yoğunlaştırma arzusu açıkça görülüyor. “Bedel”, “Umut”, “Değişim” gibi başlıklar altında düşünceyi birkaç cümlede yoğunlaştırması, onun yazı karakterinin yalnızca anlatmaya değil, damıtmaya da yöneldiğini gösteriyor.

Burada dikkat çekici olan, aforizmanın Şengül’de tek başına bir tür olarak kalmaması. Aforizma, çoğu zaman daha geniş bir düşüncenin çekirdeği işlevini görüyor. Bir cümle, bir imge veya bir soru üzerinden başlayan düşünce daha sonra denemeye doğru genişliyor.

Bu nedenle Şengül’ün yazılarını “aforizmatik deneme” kavramı içinde düşünmek mümkün. Onun kendine özgü yazarlık çizgisinin en belirgin taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Varoluşçu ve etik bir duyarlık

Şengül’ün metinlerinin bir başka belirgin özelliği, düşünsel merkezlerinde sürekli olarak “insan”ın bulunmasıdır.

Ancak bu insan yalnızca psikolojik anlamda birey değildir. Vicdanı olan, seçim yapan, yanılan, hatırlayan, pişman olan, umut eden, başkalarıyla ilişki kuran ve içinde bulunduğu toplumla hesaplaşan bir insandır.

Bu nedenle yazılarında psikolojik düşünce ile etik düşünce sık sık birbirine yaklaşır. “Neden benzer hatalar ve pişmanlıklar silsilesi?” yazısında geçmiş deneyimlerin bugünkü davranışlarla ilişkisini sorgulaması; “İyi yüreklilik”te iyiliğin kötülük karşısındaki kırılganlığını ve direncini ele alması; “Sırların ağında yersiz yurtsuz”da hafıza ile vicdan arasındaki ilişkiye yönelmesi bu etik-varoluşsal damarın örnekleridir.

Bu bakımdan Şengül’ün yazarlığında “Ben kimim?” sorusu ile “Nasıl yaşamalıyım?” sorusu birbirinden ayrılmaz. Bu da metinlerine yalnızca kişisel değil, ahlaki ve varoluşsal bir ağırlık kazandırıyor.

Toplumsal duyarlık ile bireysel iç dünya arasındaki geçiş

Şengül’ün yazılarında bireysel hayat ile toplumsal hayat arasında kesin bir sınır bulunmuyor.

Kadının toplumdaki konumu, şiddet, ayrımcılık, sivil toplum, hak arama, direniş, özgürlük, yozlaşma ve toplumsal baskı gibi meseleler üzerinde yazarken kullandığı dil ile “huzur”, “sevgi”, “hafıza”, “değişim” veya “yol” üzerine yazarken kullandığı dil birbirinden bütünüyle kopmuyor.

Bu durum Şengül’ün yazı dünyasında önemli bir bütünlük oluşturuyor: Toplumsal meseleler onun için dışarıda duran politik konular değil, insanın gündelik ve içsel hayatına değen meselelerdir.

“Normallik ölümdür” yazısında toplumsal uyum ile bireysel özgünlük arasındaki ilişkiyi ele alması, “Barışçıl direniş ve hak arama eylemleri”nde otorite ile hak arama arasındaki ilişkiye yönelmesi ve “Türkiye’de kadının var olma sorunu”nda kadınlık deneyimini toplumsal yapı üzerinden değerlendirmesi, bu çizginin farklı örnekleridir.

Dolayısıyla Şengül’ün yazarlığı yalnızca içe dönük bir “kendini anlatma” yazarlığı değildir. İç dünya ile toplum arasında sürekli gidip gelen bir düşünce hareketi vardır.

Edebiyatla kurduğu ilişki

Duygu Şengül’ün edebiyat üzerine yazıları da onun yalnızca gündelik meseleler üzerine düşünen bir yazar olmadığını gösteriyor.

Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Odasu üzerine yazısı, Kafka üzerine değerlendirmesi, Ece Ayhan şiiri üzerine izlenimleri, Nâzım Hikmet ve Nilgün Marmara üzerine yazıları; edebiyatı yalnızca eser düzeyinde değil, insan, toplum, özgürlük, yalnızlık ve yaratıcılık bağlamında okuma eğilimini ortaya koyuyor.

Özellikle Ece Ayhan üzerine yazısında şiiri tarih, ideoloji, sürrealizm, sivil itaatsizlik ve ötekileştirme bağlamları içinde değerlendirmesi; Kafka’yı bireysel karanlıktan ziyade toplumsal mekanizmaların yarattığı yalnızlık ve anlamsızlık üzerinden okuması, Şengül’ün edebiyata kendi düşünsel dünyasının içinden baktığını gösteriyor.

Bu noktada önemli olan, Şengül’ün edebiyat yazılarının akademik edebiyat incelemesi iddiasından çok “okur-yazar denemesi” karakteri taşımasıdır. Eserleri kendi düşünce dünyasıyla karşılaştırarak okur; dolayısıyla ortaya yalnızca eser hakkında bilgi veren bir metin değil, eserden hareketle yazarı da görünür kılan bir düşünce yazısı çıkar.

Şiirlerinde aynı sesin başka bir biçimi

Şengül’ün şiirleri, düzyazılarından ayrı bir edebî kişilik göstermiyor; tersine, düzyazıda görülen düşünsel ve duygusal damar şiirde yoğunlaşıyor.

“Yozlaşma” bunun belirgin örneklerinden biri. Şiirin “Savaşıyorum / tedavülden çoktan kalkmış değerlerin uğrunda” diye açılması, şiirin merkezine toplumsal ve etik bir çatışmayı yerleştiriyor. Ardından vefa, dostluk, bağlılık ve değerlerin kaybı üzerinden kişisel bir yalnızlık duygusuna geçiliyor.

“Huzur” şiirinde ise iç fırtına ile dinginlik karşı karşıya getirilirken; “Nefes”te gökyüzü ve özgürlük imgesi; “Davetsiz misafir”de geçmişten çıkıp gelen sevilen kişi; “Tam zamanı”nda ayrılma iradesi şiirin taşıyıcı unsurları hâline geliyor. Bu şiirlerde belirgin olan şey, gösterişli poetik yapıdan çok duygunun doğrudan ve yoğun bir biçimde aktarılmasıdır.

Bu şiir çizgisi, Şengül’ün kendi “Şiir ve Şair Üzerine” yazısında ortaya koyduğu poetik düşünceyle de örtüşüyor. Şairin kelimelerle kurduğu ilişkiyi, ilhamı, anlamı ve şiirin okurla birlikte yeniden kurulmasını anlatırken şiiri katı kalıplardan ziyade içsel bir oluş süreci olarak ele alıyor.

Hangi edebî geleneğe yakın?

Duygu Şengül’ü belirli tek bir yazara doğrudan bağlamak yerine, Türkçe denemenin düşünce merkezli ve aforizmatik damarına yerleştirmek daha isabetli olur.

Montaigne’le başlayan deneme geleneğinin temelinde insanın kendisini, dünyayı ve hayatı kendi deneyiminden hareketle düşünmesi vardır. Modern Türkçe denemede ise bu damar farklı biçimlerde Nurullah Ataç’tan Sabahattin Eyüboğlu’na, Cemil Meriç’ten daha çağdaş düşünce ve edebiyat yazarlarına kadar uzanan geniş bir çizgi oluşturmuştur.

Şengül’ün özellikle Cemil Meriç’te görülen düşünceyi yoğunlaştırma, kavramlar üzerinden ilerleme ve edebiyatı toplumsal meselelerle birlikte düşünme eğilimiyle uzaktan bir akrabalığı olduğu söylenebilir. Bununla birlikte Şengül’ün dili Meriç’in yüksek entelektüel yoğunluğundan daha gündelik, daha doğrudan ve daha kişisel bir karakter taşır.

Bir başka akrabalık da denemenin “ben” merkezli damarındadır. Şengül’de düşünce çoğu zaman “Ben bunu nasıl yaşıyorum?” sorusundan başlayarak “İnsan bunu nasıl yaşar?” sorusuna doğru genişler. Bu özellik, onu salt fikir yazarlığından çıkarıp kişisel deneyimden evrensel bir düşünceye ulaşmaya çalışan denemeci konumuna yaklaştırıyor.

Dolayısıyla Şengül için “şu yazara benziyor” demekten ziyade, Türkçe denemenin kişisel, düşünsel, aforizmatik ve etik damarlarının kesişiminde duran bir yazar demek daha doğru olacaktır.

Yazarlığının esas ayırt edici tarafı

Duygu Şengül’ün yazı külliyatına bütün olarak bakıldığında en dikkat çekici özellik, farklı konuların altında aynı soruların tekrar tekrar ortaya çıkmasıdır:

İnsan kimdir?

Kendisine ne kadar sadıktır?

Geçmişinden kaçabilir mi?

Vicdanından kurtulabilir mi?

Değişirken kendisini nasıl korur?

Özgürlüğünü nasıl muhafaza eder?

İyi kalmak mümkün müdür?

Umut, insanın hayatındaki gerçek bir güç olabilir mi?

Bu soruların sürekliliği, yazıların birbirinden bağımsız internet yazıları olmaktan çıkıp bir yazarın zihinsel haritasını oluşturan metinler toplamına dönüşmesini sağlıyor.

Üstelik bu harita zaman içinde belirgin biçimde genişliyor. 2022’deki “İçsel bir yolculuk”, “Unutmak mümkün mü?”, “Öz-şefkatli yaşam”, “Yol Üzerine” ve aforizma metinlerinde daha çok bireyin kendisiyle ilişkisi öne çıkarken; sonraki yıllarda edebiyat, toplumsal yapı, özgürlük, kadın, hak arama, yozlaşma ve siyasal-toplumsal meseleler daha görünür hâle geliyor. Son dönem metinlerinde ise bu iki damar yeniden birleşiyor: dış dünyanın sorunları ile insanın iç dünyası aynı düşünsel düzlemde ele alınıyor.

Bu açıdan bakıldığında Duygu Şengül’ün yazarlığında “içsel yolculuk” ile “toplumsal vicdan” birbirinin karşıtı değil, birbirini tamamlayan iki eksen olarak ortaya çıkıyor.

Sonuç olarak;

Duygu Şengül’ün Güncel Kadın’daki yazı ve şiirleri, onu yalnızca güncel konular üzerine yazan bir köşe yazarı olarak değerlendirmek için fazla kişisel ve düşünsel bir bütünlük taşıyor.

Şengül’ün asıl yazarlık alanı; deneme, aforizma, şiir ve edebiyat üzerine düşüncenin kesiştiği yerde oluşuyor. Yazılarının merkezinde insan var; fakat bu insan yalnız başına kendi iç dünyasına kapanmış bir birey değil. Vicdanı, hafızası, sevgileri, kırılmaları, toplumsal çevresi ve özgürlük arayışıyla birlikte ele alınan bir insan.

Onun yazılarını birbirine bağlayan temel unsur konu birliği değil, bakış birliği. Değişimden aşka, kadınlık deneyiminden özgürlüğe, Kafka’dan Ece Ayhan’a, umuttan vicdana kadar farklı konulara yönelirken aynı temel hassasiyet korunuyor: insanın kendisine ve hakikate yabancılaşmaması.

Bu nedenle Duygu Şengül’ü “deneme yazarı olma yönü belirgin, aforizmatik düşünceyi kullanan, şiirle deneme arasında geçişler kurabilen ve bireysel deneyimi toplumsal/etik sorgulamaya dönüştüren bir yazar” olarak tanımlamak mümkün.

Özellikle son dönem yazıları, bu kimliğin giderek daha belirgin hâle geldiğini gösteriyor. “Her şey değişir”, “Umudum var”, “Sırların ağında yersiz yurtsuz”, “İnsan bir kum tanesi”, “Kırkından sonra kadın”, “Normallik ölümdür”, “Yankının kaçınılmazlığı: vicdan, zaman ve hakikat” gibi metinlerde kişisel deneyim, düşünce ve edebî söyleyiş daha sıkı biçimde birleşiyor.

Bu bütünlük, Şengül’ün yazarlığını tek tek yazılardan daha büyük bir çerçevede düşünmeyi mümkün kılıyor: Kendi hayatından ve çağından hareket ederek insanın varoluşuna dair sorular soran; bunu da şiirsel, aforizmatik ve denemeci bir dille yapan bir yazar. Duygu Şengül’ün yazılarını bütün olarak değerlendirdiğimizde, onun kalemini belirginleştiren ilk özellik, düşünceyi duygudan, duyguyu da hayattan ayırmamasıdır. Şengül, düzyazının sınırları içinde şiirsel bir duyarlılık kurabilen; kelimenin yalnızca anlamına değil, çağrışımına, sesine ve bıraktığı duyguya da önem veren bir yazar izlenimi bırakıyor. Bu nedenle metinleri yalnızca “ne söylediği” üzerinden değil, “nasıl söylediği” üzerinden de karşılık buluyor. Cümlelerinde zaman zaman şiire yaklaşan bir incelik, sezdirme ve nüans duygusu hissediliyor.

Onun yazılarında hayat, uzaktan seyredilen bir konu değil; düşüncenin bizzat kaynağıdır. Gündelik hayatın içinden seçtiği insan hâlleri, ilişkiler, kırılmalar, umutlar, kayıplar, değişimler ve karşılaşmalar, metinlerinde daha geniş bir anlam alanına açılır. Basit görünen bir deneyimin içinden insanın kendisine ilişkin daha derin bir soruyu çekip çıkarabilmesi, Şengül’ün kaleminin güçlü taraflarından biridir. Verdiği örneklerin inandırıcılığı da buradan gelir: Okur, anlatılanı yalnızca bir başkasının hikâyesi olarak okumaz; kendi hayatından bir karşılığını bulur.

Şengül’ün yazılarındaki düşündürücü taraf ise, okuru bir sonuca götürmekten çok onu kendi sorularıyla baş başa bırakmasıdır. Metin boyunca dile getirilen bir düşünce, yazının sonunda kapanmış bir hükme dönüşmez; aksine okurun zihninde yeni bir soru olarak yaşamaya devam eder. İnsan kendi seçimlerini, ilişkilerini, suskunluklarını, pişmanlıklarını, beklentilerini ve hayata karşı aldığı tavrı yeniden düşünür. Bu bakımdan Şengül’ün yazıları, okuru yalnızca dış dünyaya baktıran değil, kendi içine döndüren metinlerdir.

Belki de onun kalemini özel kılan esas nokta budur: Şengül, hayat üzerine yazarken farkında olarak ya da olmayarak okuru kendi hayatıyla karşılaştırır. Bir başkasının deneyiminden söz ederken okurun hafızasına dokunur; bir düşünceyi tartışırken onun kişisel karşılığını aramasına neden olur. Bu nedenle metinleri, okur ile yazar arasında tek yönlü bir anlatım ilişkisi kurmaktan ziyade, sessiz bir iç konuşmayı başlatır.

Şiirlerinde yoğunlaşan duygu, düzyazılarında düşünceye dönüşür; düzyazılarındaki düşünce ise çoğu zaman şiirsel bir duyarlılıkla yeniden biçimlenir. Bu iki alan birbirinden kopuk değildir. Tam tersine, Şengül’ün edebî kişiliğinin iki ayrı yüzünü oluşturur. Şiir, onun düşüncesini yoğunlaştırırken; deneme, şiirsel sezgisini düşünsel bir derinliğe taşır. Bu nedenle yazılarındaki şiirsellik yalnızca süslü veya estetik bir söyleyiş olarak değil, düşünme biçiminin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

Duygu Şengül’ün güçlü ve etkileyici kalemi de büyük ölçüde buradan besleniyor. Hayatın herkesçe bilinen gerçeklerini yeniden söylemek yerine, onların içinde çoğu zaman gözden kaçan bir ayrıntıyı, bir çelişkiyi ya da bir duyguyu görünür kılıyor. Tanıdık olanı yeniden düşündürmek, sıradan görünenin içindeki anlamı açığa çıkarmak ve okurun kendi deneyimiyle metin arasında bir bağ kurmasını sağlamak, yazarlığının belirgin nitelikleri arasında.

Bu yönüyle Duygu Şengül’ün yazarlığını yalnızca “hayat üzerine yazan” bir kalem olarak tanımlamak eksik kalacaktır. O, hayattan hareket ederek insanı düşünen; insanı düşünürken de okuru kendi hayatına yeniden bakmaya çağıran bir deneme yazarıdır. Yazılarında şiirin duyarlılığı, denemenin sorgulayıcı karakteri ve kişisel deneyimin sahiciliği aynı zeminde buluşuyor.

Son kertede Şengül’ün metinlerinin değeri, okura yalnızca söyleyecek bir söz bırakmalarında değil, okurun kendisine söyleyeceği sözü ortaya çıkarmalarında yatıyor. İyi bir yazı bazen bir düşünceyi öğretir; daha iyi bir yazı ise insanın kendi düşüncesini fark etmesini sağlar. Duygu Şengül’ün kaleminde belirginleşen edebî imkân da burada ortaya çıkıyor: Okur, metnin içinden geçerken yalnızca yazarın dünyasına değil, kendi iç dünyasına da uğruyor. Yazı bittiğinde ise cümleler bitse bile düşünce bitmiyor. Bir süre daha insanın zihninde, hafızasında ve vicdanında dolaşmayı sürdürüyor.

Bu nedenle Duygu Şengül’ün yazı dünyası, şiirsel duyarlılıkla beslenen, hayatın somut gerçeklerinden hareket eden, insanı ve insanın kendisiyle ilişkisini sorgulayan özgün bir deneme çizgisi içinde değerlendirilmeyi hak ediyor. Onun kaleminde hayat yalnızca anlatılan değil, yeniden düşünülen; insan yalnızca gözlemlenen değil, kendisine dönüp bakması için çağrılan bir varlık hâline geliyor. Şengül’ün edebî gücü de tam burada beliriyor: Okurun karşısına bir ayna koyuyor; fakat aynada yalnızca kendi yüzünü değil, kendi hayatının anlamını da görmesini sağlıyor.

Önceki Yazı

Demet Gülaldı: Yapay zekâ otizmde erken tanının kapısını aralıyor!

Sonraki Yazı

Buse Yılmaz Şen: Diş kontrolü de okul hazırlığının bir parçası olmalı!

Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sonraki Yazı
Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen : Çocuklarda bilinçsiz antibiyotik kullanımı diş sağlığını tehdit ediyor!

Buse Yılmaz Şen: Diş kontrolü de okul hazırlığının bir parçası olmalı!

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal değerlerini toplumsal etkiyle buluşturuyor

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal değerlerini toplumsal etkiyle buluşturuyor

3 Eylül 2026
Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen : Çocuklarda bilinçsiz antibiyotik kullanımı diş sağlığını tehdit ediyor!

Buse Yılmaz Şen: Diş kontrolü de okul hazırlığının bir parçası olmalı!

3 Eylül 2026
Duygu Şengül: Yolda olmak

Duygu Şengül’ün Yazı dünyası üzerine

3 Eylül 2026
Dr. Demet Gülaldı: Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!

Demet Gülaldı: Yapay zekâ otizmde erken tanının kapısını aralıyor!

3 Eylül 2026

Son Yazılar

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal değerlerini toplumsal etkiyle buluşturuyor

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal değerlerini toplumsal etkiyle buluşturuyor

3 Eylül 2026
Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen : Çocuklarda bilinçsiz antibiyotik kullanımı diş sağlığını tehdit ediyor!

Buse Yılmaz Şen: Diş kontrolü de okul hazırlığının bir parçası olmalı!

3 Eylül 2026
Duygu Şengül: Yolda olmak

Duygu Şengül’ün Yazı dünyası üzerine

3 Eylül 2026
Dr. Demet Gülaldı: Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!

Demet Gülaldı: Yapay zekâ otizmde erken tanının kapısını aralıyor!

3 Eylül 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal değerlerini toplumsal etkiyle buluşturuyor

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal değerlerini toplumsal etkiyle buluşturuyor

3 Eylül 2026
Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen : Çocuklarda bilinçsiz antibiyotik kullanımı diş sağlığını tehdit ediyor!

Buse Yılmaz Şen: Diş kontrolü de okul hazırlığının bir parçası olmalı!

3 Eylül 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.