Bazı insanlar bir başkasının bilgisini, emeğini ya da entelektüel gücünü doğrudan eleştiremez. Çünkü ortada gerçekten tartışabilecekleri bir alan yoktur. Böyle durumlarda eleştiri başka bir yere kayar: kıyafete, ses tonuna, mimiklere, küçük ayrıntılara… Sanki mesele gömleğin rengiymiş gibi davranılır. Oysa gerçekte hedef gömlek değil, gömleğin içindeki insandır.
Bu davranış psikolojide oldukça tanıdıktır. İnsan kendini yetersiz hissettiğinde, karşısındaki kişiyi küçültmeye çalışarak kendi iç dengesini korumaya çalışır. Aşağılık duygusu çoğu zaman doğrudan itiraf edilmez; bunun yerine ince alaylar, küçük düşürücü yorumlar ve yüzeysel eleştirilerle dışa vurulur. Çünkü birinin bilgisine hayran kalmak cesaret ister; ama kıyafetinde kusur aramak çok daha kolaydır.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum yalnızca bireysel bir mesele değildir. Toplumlarda statü rekabeti görünmez biçimde işler. Özellikle kadınların bulunduğu kamusal alanlarda bu rekabet çoğu zaman açık bir çatışma şeklinde değil, ince küçültme stratejileri şeklinde ortaya çıkar. Bir kadının başarısı, özgüveni ya da bilgisi bazı insanlarda hayranlık değil, tehdit duygusu yaratabilir. Ve tehdit hisseden zihin, karşısındaki kişiyi küçülterek rahatlamaya çalışır.
Bu küçültme stratejisinin en ilginç tarafı şudur: saldırı hiçbir zaman gerçek mesele üzerinden yapılmaz. Çünkü gerçek meseleye girildiğinde karşılaştırma kaçınılmaz olur. Bu nedenle eleştiri daha güvenli alanlara kayar; görünüşe, jestlere, küçük detaylara. Böylece kişi kendini üstün hissettiği bir alan yaratır.
Fakat burada gözden kaçan önemli bir gerçek vardır. Bir insanın karşısındaki kişiyi küçültme biçimi, çoğu zaman kendi iç dünyasının aynasıdır. İnsan en çok kendi eksikliğini saklamak istediği yerde saldırganlaşır. Bu nedenle küçültme davranışı aslında güç değil, kırılganlığın işaretidir.
Kadınlar arası görünmez rekabet de tam burada devreye girer. Tarih boyunca sınırlı alanlara sıkıştırılmış kadınlar çoğu zaman aynı alan içinde birbirleriyle yarışmak zorunda bırakılmıştır. Bu durum dayanışma yerine rekabeti, destek yerine küçümsemeyi besleyebilir. Bir kadının ışığı bazen başka bir kadının gölgesini hatırlatır. Ve gölgesini görmek istemeyen kişi, ışığı karartmaya çalışır.
Oysa gerçek özgüven başkasını küçültmeye ihtiyaç duymaz. Kendini bilen insan, karşısındaki insanın varlığından rahatsız olmaz. Çünkü özgüven rekabetten değil, kendini tanımaktan doğar.
Birini küçültmek kısa vadede kişiye üstünlük hissi verebilir. Ama uzun vadede yalnızca şunu gösterir: İnsan bazen karşısındakini değil, kendi içindeki eksikliği saklamaya çalışıyordur.
Ve belki de en basit gerçek şudur:
Gerçek değeri olan insan, başkasının değerini düşürmeye çalışmaz.
Bazen en güçlü cevap tartışmak değil, sadece yoluna devam etmektir.
Bu yazının ruhuna eşlik eden şarkı:
🎵 “Yıkıl Karşımdan” – Ajda Pekkan
Çünkü bazı insanlar sizi küçültmeye çalıştığında yapılacak en doğru şey, onların seviyesine inmek değil; sadece yolunuza devam etmektir.
Dr. Bahar Zeynep Barut
Tüm yazılarım telif hakkı kapsamındadır.
beyondtohuman.com












