
Bir Kavramın Belgelerle Açığa Çıkan Gerçek Anlamı
Bölücülük suçlaması çoğu zaman gerçeği susturmak için kullanılan silahtır.
Bir ülkeyi bölmenin tek yolu haritayı parçalamak değildir. Bir ülke, önce zihinlerde bölünür.
İnsanlar birbirine yabancılaştırıldığında, farklı düşünenler tehdit ilan edildiğinde, ortak gerçeklik ortadan kalkar. Coğrafya aynı kalır; toplum değişir.
Türkiye’de “bölücülük” kelimesi uzun zamandır bir güvenlik tanımı değildir. Bu kelime, tasfiyeyi meşrulaştıran siyasal araçtır.
Eleştiren bölücü ilan edildi.
Sorgulayan tehlikeli sayıldı.
İtiraz eden hedef haline getirildi.
Bölünmenin kendisi değil, bölünmeden söz edenler suçlandı.
ÜNİVERSİTELER: DÜŞÜNCENİN TASFIYESİ
Türkiye’de akademi yalnızca bilgi üreten bir alan olmadı; siyasal müdahalelerin doğrudan hedefi oldu.
1960 darbesi sonrasında 147 öğretim üyesi tek bir kararla üniversitelerden uzaklaştırıldı. Bu karar, düşüncenin idari emirle sınırlandırılabileceğini gösteren ilk büyük kırılmaydı.
1980 darbesi sonrasında kurulan YÖK ile üniversiteler merkezi denetime bağlandı. Akademik özerklik, güvenlik gerekçesiyle daraltıldı.
En büyük tasfiye ise 2016 sonrasında yaşandı.
OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnameler ile, tek imzayla:
125.000’den fazla kamu görevlisi ihraç edildi.
6.000’den fazla akademisyen üniversitelerden uzaklaştırıldı.
15 üniversite tamamen kapatıldı.
Bazı kürsüler boş kaldı.
Bazı bölümler kurumsal hafızasını kaybetti.
Bazı öğrenciler hocalarını bir gecede yitirdi.
Bu yalnızca meslekten çıkarma değildir. Bu, düşüncenin kamusal varlığının kesilmesidir.
MEDYA VE SANAT: HAFIZANIN KARARTILMASI
Aynı dönemde 179 medya kuruluşu kapatıldı.
Gazeteler susturuldu.
Ekranlar karartıldı.
Gazeteciler işsiz bırakıldı.
Sanat da hedef haline geldi.
Nazım Hikmet hapsedildi.
Yılmaz Güney sürgünde öldü.
Sayısız sanatçı eserleri nedeniyle hedef gösterildi.
Sanatın suçu çoğu zaman şuydu:
Gerçeği anlatmak.
Sanat hiçbir zaman ülkeyi bölmedi. Sanat, yaratılmış bölünmeyi teşhir etti.
DÜNYA TARİHİ AYNI YÖNTEMİ DEFALARCA GÖSTERDİ
1950’lerde ABD’de binlerce akademisyen ve sanatçı “komünist” suçlamasıyla kara listeye alındı. Bugün bu dönem, demokratik tarihin en karanlık “cadı avı” örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.
1933’te Nazi Almanyası, muhalif akademisyenleri üniversitelerden uzaklaştırdı. Albert Einstein ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Almanya, kendi bilimsel gücünü kendi eliyle zayıflattı.
Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nde on binlerce bilim insanı ve sanatçı tasfiye edildi. Bilim, gerçeğin değil, sadakatin alanına dönüştürüldü.
Sonuç değişmedi:
Düşünceyi tasfiye eden hiçbir devlet güçlenmedi.
EN SESSİZ BÖLÜCÜLÜK: EŞİTSİZ YAŞAM
Bir ülke yalnızca fikir ayrılıklarıyla bölünmez. Bir ülke, yaşam koşulları eşitsiz hale geldiğinde bölünür.
Sağlığa erişimin ayrıcalığa dönüşmesi, barınmanın güvenlik değil şans meselesi haline gelmesi, milyonlarca insanın yalnızca hayatta kalabilmek için yaşam kalitesinden vazgeçmek zorunda bırakılması, görünmeyen bir sınır yaratır.
Bu sınır haritalarda çizilmez.
Bu sınır, insanların hayat süresinde, güvenliğinde ve geleceğinde ortaya çıkar.
Bir kesim güvende yaşarken diğer kesim güvencesiz bırakılıyorsa, o toplum çoktan bölünmüştür.
ETİKETLEME: EN ESKİ SUSTURMA YÖNTEMİ
Yöntem her dönemde aynıdır:
Önce bir kelime seçilir.
Sonra o kelimeyle tasfiye meşrulaştırılır.
Dün “sakıncalı” denildi.
Dün “komünist” denildi.
Bugün “bölücü” deniliyor.
Kelime değişti.
Mantık değişmedi.
Hedef hiç değişmedi.
ASIL SORU
Bir ülkeyi eleştirmek bölücülük değildir.
Gerçekleri yazmak bölücülük değildir.
Hataları sorgulamak bölücülük değildir.
Gerçek bölücülük şudur:
Vatandaşları eşit olmayan hayatlara mahkûm etmek.
Gerçeği cezalandırmak.
Korku birlik üretmez.
Korku yalnızca sessizlik üretir.
Sessizlik ise hiçbir zaman birlik değildir.
TARİHİN DEĞİŞMEYEN HÜKMÜ
Tasfiyeler kayıtlardadır.
İhraç listeleri resmî gazetelerdedir.
Kapatılan kurumlar arşivlerdedir.
Gerçek değişmez:
Bir ülkeyi eleştirenler bölmez.
Eleştiriden korkanlar böler.
Susturanlar, bölünmenin mimarları olarak tarihe geçmiştir.
Aynı bayrak altında yaşayan insanların kaderi eşit değilse, o ülke haritada değil, hayatın içinde çoktan bölünmüştür.













