Hayat hızlandı. Alışveriş yaparken, üyelik oluştururken, bir kampanyaya katılırken ya da yeni bir işe başlarken çoğu zaman tek bir cümleyle karşılaşıyoruz:
“Şuraya bir imza alalım.”
Eskiden imza daha ağır bir eylemdi. Şimdi ise bazen bir tablete atılan hızlı bir çizgi, bazen de bir uygulamada “kabul ediyorum” butonuna dokunuş. Oysa değişmeyen bir gerçek var: İmza, hukuken sorumluluk doğurur.
Günlük hayatta en sık karşılaştığımız sözleşmeler çoğu zaman en çok sorun çıkaranlardır. Spor salonu üyelikleri, güzellik merkezi paketleri, diyet programları, kurs sözleşmeleri, online abonelikler… İlk anda cazip görünen kampanyalar, “şimdi al, sonra düşün” mantığıyla sunulan fırsatlar, küçük puntolarla yazılmış iptal koşulları… Hepsi bir imzayla bağlayıcı hale gelir.
En sık yaşanan sorun şudur: “İstediğim zaman çıkabileceğim söylendi.”
Fakat sözlü ifadeler değil, yazılı metinler geçerlidir. Eğer sözleşmede belirli bir süre taahhüt edilmişse ya da erken çıkış bedeli düzenlenmişse, “öyle dememişlerdi” demek hukuken yeterli olmaz.
Burada mesele sadece hukuki teknik detaylar değildir. Daha derinde bir refleks vardır: Sorun çıkarmamak. Soru sormaktan çekinmek. “Ayıp olur” düşüncesi. Karşı tarafın acele ettirmesine kapılmak. Özellikle biz kadınlar, sosyal olarak daha uyumlu olmaya teşvik edildiğimiz için, detay sormayı bazen gereksiz bir gerilim gibi görebiliyoruz.
Oysa sözleşme okumak güvensizlik değildir.
Soru sormak kabalık değildir.
Düşünmek istemek saygısızlık değildir.
Bir sözleşmede özellikle dikkat edilmesi gereken noktalar genellikle aynıdır:
- Sözleşmenin süresi
- Otomatik yenilenme maddeleri
- İptal şartları
- Cezai bedeller
- Ek masraflar
Bazen tek bir cümle, aylarca sürecek bir yükümlülük anlamına gelebilir. “İptal edilmediği takdirde otomatik yenilenir” gibi basit görünen ifadeler, fark edilmediğinde ciddi mali sonuçlar doğurabilir.
Dijital dünyada ise durum daha da görünmez hale geldi. Üyelik sözleşmelerini gerçekten kaçımız okuyoruz? Onlarca sayfalık metinler karşısında çoğu zaman pes ediyoruz. Ama bilmek gerekir ki “okumadım” demek, hukuken bağlayıcılığı ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle imza atmadan önce bir nefes almak gerekir. Gerçekten bir nefes. Bir dakikalık duraklama. Bir soruluk kontrol: “Bu metinde beni bağlayan ne var?” Eğer anlaşılmayan bir ifade varsa, açıklama istemek en doğal haktır.
Çünkü imza, iyi niyet göstergesi değildir.
İmza, bilinçli kabul anlamına gelir.
Hız çağında en radikal hareket bazen yavaşlamaktır. Kendini aceleye getirmemek, duygusal değil hukuki düşünmek ve sınırlarını bilmek… Bunlar bir kadının hayatını zorlaştırmaz; aksine kolaylaştırır.
Unutmayalım: İmza küçük olabilir ama etkisi büyüktür.
Ve bazen sorumluluğu değiştiren şey, o imzayı atmadan önce bir nefes alıp düşünmektir.













