‘’ Bir olay olmaya görsün, hemen orada bitiyor bunlar.’’ ‘’Hiç işi gücü yok mu bunların?’’ ‘’Çok bağırıyorlar çok… ‘’ Bunlar çok cazgır oluyorlar…’’ Bunlar, bunlar, bunlar, bunlar…
Aktivistler… Bir kesimin takdir ederken bir kesimin yerden yere vurduğu bir avuç ama milyonlara bedel güçlü topluluğu.
Hani iç sızlatan korkunç bir olay olduğunda herkes sıcak evinin koltuğunda ‘’ ah vah ‘’ ederken, yağmur çamur demeden sokaklara dökülenler. Hani şimdi sivrilip başıma iş almayayım diyenlerin yerine en keskin duruşla riskler alıp kendini siper edenler. Hani herkes kendine harcarken, cebindeki belki de son parayla sağda solda kediyi köpeği doyurmaya çalışan, oradan oraya otobüsü, metrosu, uçağı, saatlerce yol çekenler. Hani tüm olan biten elde telefon, salondaki televizyonlardan izlenirken, polisi, karakolu, tutanağı, copu, hatta hatta bu uğurda can verenler…
Cazgır aktivistler…
Çünkü çok iyi biliyorlar ki hiçbir zorlu hak rica ederek alınmadı, kibarca istenmedi, lütfenle verilmedi. Tüm dünyada yüzlerce yıldır zorlu hak mücadeleleri, sessiz kalmayarak, diş göstererek, tırnaklarla kazıyarak kazanıldı. Tıpkı bugün, 25 Kasımı var edenlerin ısrarcı ve asla vazgeçmeyen aktivistler sayesinde oluşması gibi… Ülke yöneticilerinin ‘’ hadi kadın şiddetinin önünde duralım ve bugünü yaratalım’’ fikrini kendi hür iradeleri ve istekleriyle uyguladıklarını düşünmek çok iyimser bir bakış olurdu, şaşıracaksınız belki ama dünyadaki kadın cinayetlerinin de çoğu politik.
Peki ne oldu da böyle bir gün oluşturuldu?
Bugünün kökeni dünyanın utanç hanesine yazılmış 3 aktivist kız kardeşin, boğazlanarak ve dövülerek öldürülüşünden geliyor. Mirabal kardeşler… 1960’ların Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı direnmekten başka suçu olmayan kardeşler. Vahşice öldürülmelerinin üstü trafik kazası süsü verilerek kapatılmaya çalışılsa da aktivistler bu örtbasa asla izin vermeyerek, yıllarca olanları haykırmaya devam ederek, öldürülmüş üç aydın kadının adını unutturmayarak dünyaya zorla ezberlettiler. Sessizlik isteyen iktidar aktivistleri susturadı, Latin Amerika’daki kadın hareketinin inadı, ısrarı, dik duruşu, cesareti dünyayı utandırdı ve artık gözlerini kapayamayan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BM) 1999’da aldığı kararla Mirabal kardeşlerin öldürüldüğü 25 Kasım gününü Kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü olarak resmileştirerek tarihteki yerini aldı.. Birleşmiş Milletler bu cinayeti çok önemseselerdi bu günü 1999 yılında değil 1960 yılında resmileştirirdi. 1999 yılında resmileştirdi ise bu, 39 yıl boyunca hiç susmayan, adalet için haykıran, olanları insanların gözüne her yıl aynı disiplinle sokmaktan vazgeçmeyen aktivistlere gözlerini artık kapayamadığı içindi.
Bugün ülkede kaç kadının öldürüldüğüne dair istatistikler paylaşabilir, kadınların yaşadığı zorlukları sayfa sayfa yazabilirdim, yine yazarım, bu bizim bitmeyen, bitemeyen konumuz… ama bu yazıyı bu kadınların koruyucularına, siperlerine, limanlarına, cazgırlarına ayırdım
Dünya biraz olsun hala iyilikle dönebiliyorsa, bu insanlar sayesinde diyebiliriz…
Takdir edenler var, ne güzel, minnet duyanlar var, harika… Peki yeterli mi? Daha ne kadar benim yerime de sen bağır diyeceğiz? Benim yerime de sen ilgilen… Belki sessiz kalanlar susmamaya başlarsa, aktivistler de bu kadar bağırmak zorunda kalmazlar. Korunmak zorunda olmayan kadınlar, çocuklar. ağaçlar, kediler, köpekler, özgürlükler, eşitlikler isteriz… söylemeden de yazıyı bitirmiş olmayalım
6284 sayılı kanunun etkin halde uygulanmasını isteriz.













