YAZARLAR Zehra İpşiroğlu
12
14
16
18
30/07/2017 01:27
Eleştirel düşünceye neden bu kadar karşıyız?

Eleştirel  düşünme yaşam karşısında temel bir duruş. Bir olgunun özüne inme, onu  sorgulayarak, deşerek  çeşitli boyutlarıyla anlamaya çalışma, kısaca üzerinde  düşünce üretme anlamına geliyor.

Eleştirel bakışın belki de en temel özelliği  bizim  her söylenilene ya da gösterilene körü körüne inanmamamızı sağlaması, böylece de  bizi  kuşatan her tür olumsuz etkiden koruması. Kısaca  bizi  özgürleştirmesi. Bu yönüyle eleştirel düşünce bizde öteden beri çok yaygın olan bugün ise uç noktaya ulaşan otoriter düşünceye karşı önemli bir panzehir oluşturuyor.

Eleştirinin her tür olumsuzluğa karşın bağışıklık kazanmamızı sağlayan bu dönüştürücü gücüne karşın, bizde eleştiriye nedense hep olumsuz bir anlam yüklenir. Biri bir şeyi eleştirmek istediğimizde çoğu kez “Özür dilerim, sakın bunu eleştiri olarak almayın” deriz.

Sanıyorum aslında bunun  birbirine bağlı  bir kaç nedeni var:

İlk nedeni  sorunları bastırma, yok sayma, görmezden gelme ya da kusurların hemencecik  üstünü örtme eğilimimiz.  Gerçekten de bizler bir sorunla karşılaştığımızda, çoğu kez o sorunu görmezden geliriz, böyle bir şey sanki hiç yokmuş gibi davranırız.  Ya da sorunu gündeme getirmekten kaçınırız,  ama bildiğimizi de okuruz. Böylece yalana dayanan ilişkileri de göze almış oluruz.   Toplumumuzda  sorunlar hep yok sayılır,  üstünde konuşulmaz bile,  hele bazı konular vardır ki tabudur.

Ne var ki bir sorun biz onu görmezden gelince kendiliğinden yok olmuyor ki, tersine giderek büyüyor, kimi kez dağ gibi bir engele dönüşüyor.

Eleştiriye karşı olmamızın ikinci nedeni  ise eleştiri ile suçlamanın karıştırılması.  Oysa  eleştiri ile suçlamanın birbiriyle uzak yakın ilgisi yok. Eleştiri  yol açıcı bir olgu, çünkü eleştiri yoluyla bir takım şeyleri değiştirmek bizim elimizde. Biz buna yapıcı eleştiri diyoruz.  Oysa  suçlama kutuplaşma yaratan öznel bir davranış. Televizyonda politikacılarımızın konuşmalarını izlediğimizde   birbirlerini hep suçlayıp durduklarını görüyoruz. Ama eleştiri yapmıyorlar, çünkü sorunun temeline inmekten kaçınıyorlar.  Aynı yaklaşımı medyada da, sözgelimi gazetelerin köşe yazılarında görüyoruz. Bu açıdan da hiçbir gelişme olmadan durmadan aynı sorunlar ortaya dökülerek tam bir kısır döngünün içine düşülüyor. Sonuçta eleştirinin sorun odaklı ve olabildiğince nesnel,  suçlamanın  ise   kişisel ve öznel olduğunu söyleyebiliriz.

Eleştiride, eleştiriyi dile getiriş biçimimiz de  elbette  önemli. Çünkü eleştirmek “sen böylesin, sen şöylesin!” diye karşımızdakinin tüm  kişiliğini hedef alarak onu  kırmak, hele  aşağılamak hiç değil.. Bunu yaptığımız anda gene aynı yanlışa düşüp eleştiriyle suçlamayı birbirine  karıştırmış oluyoruz. Öte yandan saldırganlığı da  her ne kadar karşımızdakini provoke etmek istersek isteyelim  yol açıcı ya da yapıcı bir duruş olarak görmemiz güç.

Bir de  eleştirinin öğretmenlikle de ilgisi olmadığını vurgulamam gerekiyor. ”Şu olmuş şu olmamış, şuna tam not verdim, şuna yarım not verdim” gibi bir yaklaşım bence otoriter eğilimlerin sorgulandığı bir dünyada özellikle gülünç kaçıyor.

Günümüzde çok moda olan  olumlu düşünmenin de   eleştirel bakışın sanki tam tersi bir duruşmuş gibi gösterilmesini  yanlış buluyorum. Çünkü olumlu düşünme  sorunları bütünüyle görmezden gelme ya da yok sayma anlamına gelmiyor. Yani armut piş ağzıma düş anlamında edilgin bir davranış değil. Tersine  belli bir farkındalığı, yani alımlama yetimizin gelişmiş olmasını koşuluyor. Farkındalık bir sorunu o sorundan mesafe alarak  bir bütün içinde olumlu ve olumsuz yönleriyle adımlamak anlamına geliyor. Sorunu  tüm boyutlarıyla  görebildiğiniz anda,  olumlu düşünerek yapıcı çözümler üretmeye başlıyoruz. Bu açıdan olumlu düşünmeyle ve eleştirinin birbiriyle çelişmediğini, tersine birbirini tamamladığını söyleyebiliriz.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :