YAZARLAR Zehra İpşiroğlu
12
14
16
18
04/09/2017 11:20
Çocuklara Saygı

Bizde “Büyüklere saygı küçüklere sevgi” denir.  Oysa  saygı da sevgide hem büyüklerin, hem de küçüklerin hakkı.  Bence bu deyiş  toplumumuzda çocukların ve gençlerin hiç de adam yerine konulmadıklarının tipik bir göstergesi. Saygı karşındaki insanı, yaşı ne kadar küçük olursa olsun birey olarak görme ve ona değer verme anlamına gelmiyor mu?

Almanya’da yaşayan bir öğrencim hoş bir öykü anlatmıştı. Ablası Alman bir aileye temizliğe gidiyormuş.  Oturma odasını temizlerken, odanın bir köşesinde  renkli küp taşlardan oluşan bir kule ve yanında da bir sürü dağınık bir biçimde duran küpler dikkatini çekmiş. Tam evin küçük çocuğuna ait olan küpleri çocuk odasına taşımaya hazırlanırken, çocuğun annesi “Sakın kaldırmayın, kimbilir hangi düşüncelerle yerleştirmiştir onları. Kendi dünyasında o kule kimbilir ona neler söylüyordur” demiş. Öğrencimin ablası kadının bu davranışından  çok etkilenmiş.

Ne  kadar genç olursa olsun her insanın ona özgü bir kişiliği  ve dünyası vardır, bunu hiçe sayma, çocuğu çocuktur diye  ciddiye almama, horlama ya da tersine yanlış bir korumacılık duygusuyla  aşırı derecede üstüne düşüp özel alanına girme, her işine karışma onu hiçe sayma anlamına geliyor. Bu açıdan da kimi anne ve babaların çocukların ya da gençlerin özel alanına karışmaları günlüklerini, mektuplarını okumaları, telefonlarını dinlemeleri  olmaması gereken yanlış davranışlar.

Gençlerden, özellikle de  kızlardan şu sözleri ne kadar çok duymuşuzdur:

“Herkes hayatıma karışıyor, ailem, öğretmenim yetmiyormuş gibi, akrabalar, komşular herkes...”

“Ne giydiğimden, nereye gittiğime kadar her şeyim denetleniyor”.

“Bana çocukmuş gibi davranılıyor. Hep ev işi yapmam, hanım hanımcık bir kız olmam bekleniyor. Arkadaşlarım çay bahçesine, pastahaneye giderken benim onlara katılmak istemem bir olay oluyor”.

“Benimle yetişkin bir insan gibi konuşulmuyor, düşüncelerime değer verilmiyor.”

“En küçük kardeşim paşa gibi, adı da Paşa. Kimse ondan birşey beklemiyor. Ya benden?! Ayşe şunu yap, Ayşe bunu yap!”

“Erkek arkadaş mı? Sözünü bile edemem. Tabu!”

“Kendi yapamadıklarını ve hayatta başaramadıklarını  hep benden bekliyorlar”.

“Başka bir  şehirde okumak istiyorum. Mümkün mü?“

“Yalnız kalmak istiyorum. Herşeye çok çabuk kırılıyorum.”

Almanya’da yaşayan sosyal danışman bir arkadaşım  yıllardır danışmanlık yaptığı  alt katmandan gelen göçmen kökenli gençlerle ilgili olarak şu noktalara dikkati çekiyor: “Yalnızlığa duyulan özlem, topluma karşı çıkma isteği, gerginlik, otoriteye karşı direniş eğilimi, hırçınlaşma, karamsarlık, çelişkiler, karşı cinsle olan çatışmalar, güven duygusunun  eksikliği, cinsel sorunların paylaşılamaması, arkadaş ilişkileri,  okuldaki sorunlar, başarının düşmesi, meslek seçimi kaygıları, kimlik bocalaması ve arayışı”...Bütün bu etkenler büyük iç çatışmalara yol açıyor.

“Çocukken  hep büyüklerin konutları doğrultusunda güdümleniyorduk” diyor gençlerle

mesleği gereği sürekli iletişim içinde olan ama kendi çocukluğunu da unutmamış olan

başka bir  arkadaşım “Öte yandan bizim düşüncelerimize hiç  değer verilmezdi. Bize söylenilen her şeyi kayıtsız şartsız kabul etmemiz gerekiyordu. Çocukken bunu kabul etmek ne kadar kolay olsa da yavaş yavaş insanın kendi düşünceleri oluşmaya başlayınca çatışmalar başlıyor. Artık karşındaki kişiden sen de belli bir saygı bekliyorsun  ya da en azından  senden  istenilenlerin gerekçelendirilmesine önem veriyorsun. Bu tek taraflı saygı temelini aslında korku ve baskıda buluyor. Ben bu konuda ailesiyle hiç sorun yaşamamış bir kimseyi düşünemiyorum bile”.

Toplumumuzda  çocuğu  hem kendi kişiliği olan bir birey, hem de ailenin bir üyesi olarak gören  böyle bir saygı anlayışı eksik olduğu için,  gençler de kendilerini bulmakta zorlandıkları gibi ailelerine de yaşam boyu bağımlı kalıyorlar. Aile gençlerin her şeyine öyle bir sınır tanımazlık içinde  karışıyor ki gençler  kendi ayaklarının üstünde durmakta zorlanıyorlar.

Söylediklerimi toparlayacak olursam, bizde büyüklerin küçüklere saygı göstermesi gibi bir şey söz konusu değil, çünkü bunun ne olduğu bile bilinmiyor.  Küçüklerin saygı göstermesi ise  büyüğün sözünden çıkmama, boyun eğme, itaatkar  davranmadan başka bir anlama gelmiyor. Yani bir tür ast-üst ilişkisi de diyebiliriz buna.

Aslında bu tür bir saygı anlayışı hiyerarşik yapılanma temeline dayanan bütün otoriter toplumlar için geçerli.  Bireysellik bilincinin yeterince gelişmemiş olduğu otoriter aile yapılanmasında da   gençlerin yaşamlarını nasıl biçimlendireceklerine, ne okuyacaklarına, hangi mesleği seçeceklerine, dahası kiminle evleneceklerine  bile  çoğu kez aile  karar veriyor.  Çocuktan beklenen ailenin beklentilerini yerine getirmesi.  Oysa her gencin bir birey olarak  kendi yaşamını biçimlendirme  hakkı var.

Bireyselliğin gelişmiş olduğu çağdaş toplumlarda ise saygı, sadece insan hakları bağlamında  bireye gösterilen saygı anlamına geliyor. Yani  saygı  yaşlı, genç, büyük, küçük  herkes için aynı derecede geçerli. Bu açıdan da  insan  ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :