Ünlü Oyuncu Betül Arım’ın en büyük hayali: “Sevgi ve Sanat Çiftliği” kurmak

28 Kasım 2017 Salı 19:00
12
14
16
18

Röportaj/ Ceyda Kafadar

“Başka Bir Ben, Başka Bir Sen, Başka Bir Dünya Mümkün!” diyerek yola çıkan Betül Arım, kendi yaşam öyküsünden derlediği “Dışarda Hiçbir Şey Var!” isimli gösterisi ile sahnelere geri döndü. Betül Arım ile kendine yolcuğu, yaşama sanatı gösterisi ve hayalleri hakkında konuştuk.  İyi okumalar. 

“Dışarda Hiçbir Şey Var!” adlı yaşama sanatı gösterisi ile tiyatro sahnesine döndünüz. Ne kadar ara vermiştiniz? 

Betül Arım:
13 sene. 

Tekrar sahneye, seyirciye kavuşmak nasıl bir duygu yarattı?

Betül Arım: Tarifsiz. Ben seminerler verdiğim için kendimi seyirciden çok kopmuş hissetmiyordum, biraz tatmin oluyordum. Ama sahnede tiyatro seyircisiyle buluşmak bambaşka. Çünkü her yaştan seyirci var. Çocuklar, gençler her yaştan kimseye ulaşmak gerçekten çok sevindirici. 

Nasıl bir içsel yolculuk sizi tek kişilik gösteriniz olan “Dışarda Hiçbir Şey Var!”a taşıdı?

Betül Arım: Aslında uzunca bir cevabı var bu sorunun. Ama kısaca anlatmam gerekirse; kendim olmaya karar verdiğim andan itibaren, bununla ilgili yaptığım bütün çalışmalar beni bu tecrübeyi paylaşmaya itti. Gittiğim seminerler, okuduğum kitaplar. Algıda seçicilik diye bir şey var. Bir konuyu siz düşünmeye başladığınızda onunla ilgili ihtiyaç duyduklarınız önünüze çıkmaya başlıyor zaten. Onca çalışma ve insanın kendisi olabilmesinin o inanılmaz rahatlığını paylaşma isteği beni buraya taşıdı. Her şeyi göğüsleyip -dışlanmayı, kabul görmemeyi hatta deli yaftası yemeyi- bütün her şeyi göze alıp böyle bir noktaya gelince, insan bu yolculuğu diğerleriyle paylaşmak istiyor. Hep düşünüyordum yaşamı bir sanat olarak ele alıp, üstünde çalışmaya başlasak kim bilir nasıl değişiklikler yapabiliriz diye. Böylelikle ilk olarak Yaşama Sanatı Seminerlerim ortaya çıktı. Oradan da “Dışarda Hiçbir Şey Var!”a uzandık.  



Kendin olmak derken neyi kast ediyorsunuz? Bizim için biraz açar mısınız?

Betül Arım:
Bence bir insanın kendisine verebileceği en değerli armağan kendisi olması. Bize çocukluğumuzdan beri empoze  edilmiş bilinçaltı kodlamalarımız var. Sürekli bize nasıl biri olmamız gerektiği dikte ediliyor. Nasıl bir çocuk, nasıl bir kadın, nasıl bir öğrenci, nasıl bir sevgili ya da anne olmamız gerektiği anlatılıyor. Oysa, ben onların dediği kalıplarda biri değilim. Öyle düşünmüyorum. Beni kalıplar içine sokmaya çalışıyorlar. Ben evvela o kalıpları sorguladım. 

Bir sene sadece bunlar üstünde çalışarak ve neredeyse her gün bir şekilde kendimi sorgulayarak kendim diye sahip çıktığım fikirlerin hangilerinin bana başkalarının dikte ettikleri, hangilerinin kendi düşüncelerim olduğunu test ettim. Hangi fikirlerin ya da kalıpların dışarıdan geldiğini anlamak çok kolaydı çünkü beni rahatsız ediyor, içime sinmiyordu. Ben pozitif düşünce kalıplarını ve yaşama güvenmeyi seçtim. Kendimi yaygın önyargılar ya da kalıplardan sıyırmaya çalıştım. Örneğin; Gece hava karardıktan sonra eve girilmez. Otururken şöyle oturacaksın, büyüklerin yanında şunlar yapılmaz. Ben zaten saygıyı, sevgiyi, nasıl davranacağımı biliyorum. Onların bana bunu dikte etmeleri, hiç hoşuma gitmedi. Öyle yanlış şeyler vardı ki. Kötü düşün iyi olursun, çok gülme çok ağlarsın. Cici kızlar öyle çok fazla gülmezler gibi. Ona dikkat et, buna dikkat et. Ben kendime haksızlık etmediğim, sevgi ve barışla yaşayabildiğim bir “Ben” olmak istedim.  

Aslında gösterinizi izlediğimiz zaman görüyoruz ki, hepimizin gündelik hayatta karşımıza çıkan bütün dertler sizin hayatınızda da benzer şekillerde yer almış. Hâlbuki halkın gözünde sanatçılar, kısıtlamalarla karşılaşmayan, gündelik dertlerden mustarip olmayan insanlar olarak yer alıyorlar. 

Betül Arım:Aslında tam tersi olabilir çoğunlukla. Çoğu sanatçının bu yolu seçmesindeki sebep bu tip kalıplanmalara ve baskılara maruz kalması ve buna itiraz etmek için kendine yol olarak sanatı seçmesidir. Benimki başlangıçta öyle gelişmedi. Ben ingilizceyi beceremediğim için bu tarafa yöneldim. İngilizce istemeyen bir okul aradım. Tek okul konservatuardı. Onu da tesadüfen öğrendim. Ama tabii ki bu arada edebiyata ve şiire çok meraklıydım. Çok kitap okuyordum. Hatta şiir yazıyordum o dönemlerde. Dolayısıyla konservatuar benim için muhteşem bir seçenek oldu. Gösteride de bahsettiğim gibi hepimiz insanız, hepimizin hayatında zor günler oluyor. Kimse kimseden farklı değil. Ama hep aklımızda tutmalıyız ki yaşam bir dertle boğuştuğumuz o kısa sürelerden çok daha uzun ve sürprizlerle dolu. Bende İngilizce olmasın diye dertlendiğim o günlerde şu anda sürdürdüğüm bu yaşamı hayal edemiyordum.



Peki, bir yaşama sanatı gösterisi diye tanımladığınız oyununuza gelirsek. Çok genç bir ekiple çalıştınız. Kendinizi genç bir yönetmene teslim ettiniz. Sahne tasarımı açısından daha önce sahnede çok fazla denenmemiş bir teknik denediniz. Projeksiyonla yaratılmış bir atmosferin içinde oynuyorsunuz oyunu. Kendi yaşam öykünüzü anlatan bu oyunun tekstini daha evrensel unsurlar barındıracak şekilde kaleme aldınız. Bu süreç nasıl işledi? Yönetmeninizle nasıl tanıştınız? Nasıl birlikte olmaya karar verdiniz?

Betül Arım:
Yönetmenim benim memleketlim. Ahmet Ayaz Yılmaz. Memleketten bir akrabam bana telefon açtı. Ben Edremitliyim. Tunceli Çemişkezek’te doğdum babamın görevi nedeniyle ama köken Edremit. Dedi ki “Bir çocuğumuz var çok yetenekli, Bilkent’i bitirdi. İki sene Amerika Birleşik Devletleri’nde müzikal okudu. Birleşmiş Milletler’de gençlik sağlığı ve insan hakları üzerine seminerler veriyor. Ama biraz zor durumda, Betül abla ona bir destek verir misin?” Biz tanıştık hatta çok yoğun bir dönemdi ancak iki ay sonra tanışabildik. O günden itibaren birbirimizi hiç bırakmadık. Ben ona biraz yaşama sanatı ile ilgili bilgiler paylaştım. Bu gösteri düşüncesi zaten benim kafamdaydı ve yazmaya başlamıştım. Onla beraber aralarda buluşarak bu yazım yolcuğu devam etti. Ben yazıyorum, o bakıyor. Bir kısmını çıkaralım diyor. Bu arada ben bazen fazla yazıyorum bazen yazdıklarımı beğenmeyip yırtıp atıyorum. Bu süreç iki buçuk sene sürdü. Sonra provalara başladık. Toplamı herhalde bir buçuk ay kadar sürdü. 

Görsel dilinizi nasıl seçtiniz? 

Betül Arım:Ayaz, R. Onur Duru’yu buldu. Ankara Ast Tiyatrosu’ndan yetişme gerçek bir tiyatro insanı. Ayaz dedi ki “Bunu ancak Onur yapar.” Sahne tasarımının ana fikri Ayaz’a aitti. Ve Onur’la biz ilk tanıştığımız anda ekibe dahil oldu. Ve ondan sonra sağolsun herşeyle ilgilenmeye başladı ve sabahlara kadar o videolar hazırlandı. Ekibin genç olması benim için çok hoş oldu. 



Genelde sizin yaşınızdaki, tecrübenizdeki oyuncular kendilerini genç yönetmenlere emanet etmek istemezler. Genç tasarımcılarla çalışmak istemezler. Siz bunu kırdınız. 

Betül Arım:
Evet, Ayaz’da bunu hep söylüyor. “Betül abla bana kendini teslim etti” diyor. “Bu benim için çok önemli bir şeydi” diyor. Evet, çünkü zaten salında gençlerin bakış açısı önemli benim için. Onlar bizden çok daha farklı bakıyorlar. Evet, tecrübe deneyim önemli bir şeydir. Ama farklı bakış açıları benim için her zaman çok daha önemli. 

Nitekim gösterinizde bunu görebiliyoruz. Sizin yaşamınızdan kesitler izlemekle beraber bunu rejili, bir oyun haline getirilmiş çok hoş bir tasarımın içinde izliyoruz. Bu süreçte siz kendi yaşam öykünüzü oyunlaştırırken yazar olarak objektif olmak konusunda sıkıntılar yaşadınız mı? 

Betül Arım:Yok, yaşamadım. Çünkü bunlar benim gerçekten yaşadığım şeyler. Bunları objektif olarak anlatmak zorunda hissediyordum kendimi. Bizim insanlarımız yaşadığı herşeyi bir tek kendisinin yaşadığını sanıyor. Halbuki hepimiz yaşıyoruz. Hatta Eflatun’un muhteşem bir sözü vardır. Diyor ki, “Şefkatli olun. Herkes zor bir mücadele veriyor.” Evet, gerçekten her insan bir dünya. Her hayat bir roman. Ölüp bittiğimiz, hayran olduğumuz insanlar dahi nerelerden geldiler bu günkü durumlarına. Neler yaşadılar. Bazıları paylaşıyorlar. Madonna paylaşmıştı başına gelenleri. Çok etkilemişti beni yaşam öyküsü. Ben diyorum ki, bu dünya bir oyun alanı ve biz buraya bir oyun oynamaya, hayatı deneyimlemeye geldik. Deneyimin iyisi kötüsü olmaz. Bugün iyiyi deneyimleyeceğiz yarın kötüyü deneyimleyeceğiz. Ben başıma gelen her iyi ve her kötü olayın bana ne öğrettiğini sorguluyorum. Ben bunu neden yaşıyorum? Bu bana ne öğretti? Dersi alıp, devam ediyorum. Ama o dersi alamayıp, “Neden ben!!” dersem o zaman ki mislini yaşıyorum. 

Peki, bu arada daha önce bahsettiğiniz gibi çok çeşitli yaş gruplarından, farklı sosyal çevrelerden büyük bir hayran kitleniz var. Bunda hem televizyon programınızın hem de seminerlerin etkisi var. Bu büyük hayran kitlesi ile ilişkileriniz nasıl? Bilhassa genç ve çocuk hayranlarınızla.  



Betül Arım:
Ben bu oyuna başlarken yıllardır ‘Yaşama Sanatı Seminerleri’ verdiğim için kimlere ulaşabileceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyordum. Ama bu derece çocuklara ve gençlere ulaşabileceğini düşünmemiştim. Şöyle bir şey oldu. Ben uykusuzluk çeken biri değilim. Çok rahattır uykularım. Ama on üç sene ara verdikten sonra oyun çıkmadan neredeyse bir hafta hiç uyuyamadım. O dönemde bir gece uykumdan kalktım ve “ben bu oyunu önce kendi çocuklarıma sonra bütün çocuklara armağan etmek istiyorum” dedim ve yattım. Sonra da bunu unuttum. Ta ki ilk oyunda 17 yaşında bir kızımız bana beş sayfalık bir mektup yazana kadar. O benim için bir dönüm noktası oldu. Çünkü bu oyunla yaşamında neleri değiştirdiğini. Negatif düşünce kalıplarını artık bırakacağını. Gülmeye başladığını. Ailesini anlamaya başladığını yazdı. “Eski ben gitti yeni ben geldi Betül Abla, size söz veriyorum.” diye bitirmişti. 

İkinci oyuna birinci oyuna gelen herkes çocuklarını alıp geldi. Hatta Hipnoterapist Doktor bir arkadaşım var, on bir yaşındaki kızıyla gelmişti. Dedi ki, “ben bunu hemen paylaşıyorum, bütün aileler on yaş ve üzeri çocuklarını alıp gelsin.” Hatta ben 12 yaş ve üzeri olmasını düşünüyordum ama şimdi 8 yaş çocuklarımız bile oyunu izlemeye geliyorlar. Arada İnstagram ve Facebook hesaplarımızdan röportajlarını paylaşıyoruz. Ayrıca şaşırtıcı şekilde çok sayıda erkek izleyicimizde oluyor. Normalde erkeklerin böyle duygusal yaşam öyküleri ya da kişisel gelişim gibi konularla ilgilenmediği düşünülür. Ancak bunun aksini gösteren çok sevindirici tecrübeler yaşıyoruz. Geçen gün ben seyircilerin arasına çıktığımda bir beyefendi geldi ve direkt telefonunu gösterdi. Telefonda bir mesaj. “Bakın bana ne yaptınız” dedi. Yıllardır görüşmediği ağabeyine görüşmek istediğini, birbirlerini affetmelerini istediği bir mesaj çekmiş. Bütün bunlar beni çok mutlu eden paylaşımlar. Bu paylaşımın sürebilmesi için ben hayranlarımla dostane ve sıcak bir ilişki yürütüyorum. Yazılan her mesaja cevap vermeye çalışıyorum. Her oyundan sonra mutlaka seyircilerime zaman ayırmaya çalışıyorum.     

          

Gösteriniz bir buçuk saat sürüyor. Tek başınıza sahnedesiniz. Öyle, sahnenin önüne gelip bunları anlattığınız söyleşi değil. Bir rejisi var, çok hareket ediyorsunuz. Bunun için hem mental hem fiziki olarak nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz? 

Betül Arım:
Öncelikle egzersiz. Ben her gün vaktim olursa 45 dakika, vaktim yoksa 15 dakika egzersiz yapıyorum. Bunu her gün yaparım, hiç aksatmam. Oyuna çıkmadan önce nefes çalışması yaparım. Doğadan çok besleniyorum. Oyun günlerini mümkün olduğu kadar park bahçe gibi yerlerde geçirmeye çalışıyorum. Tabiatın içinde zihnimi boşaltıp, oyunu düşünüyorum. Ezberimi geçiyorum. Bunları yapamadığım zamanlarda istediğim performansı veremiyorum. Böyle zamanlarda kendimize sessiz zamanlar ayırmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. 



Sizin gösterinizde söylediğiniz en güzel şeylerden biri “Hayal kur, icat çıkar!” Sizin hayalleriniz nedir? 

Betül Arım:En büyük hayallerimden biri sanat yapma imkanı bulamayan, yeteneklerini keşfetme imkanı bulamayan çocuklar için bir “Sevgi ve Sanat Çiftliği” kurmak. O kadar değerli insanlar, gençler var imkan bulamıyorlar. Yer bulamıyorlar. Paraları yok. Onun için öyle bir yerde gelsinler, çalışsınlar, sohbet edilsin. Herkes birbiri ile bilgi alışverişi yapsın ve üretim olsun. Ben diyorum ki, bilenin bilmeyene olanın olmayana borcu var. Herkesin el ele vermesi ile aşılamayacak hiçbir engel yoktur.              

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :



+ Benzer Haberler
» Türk Modasının Uluslararası temsilcileri
» Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi
» Kahkaha ile kalın
» Ayşe Tolga: “Yiyecek seçimlerinde hata yapıyor olabilirsiniz”
» “Sanat Basına Yansımıyor”
» Güzel spiker canlı yayında
» Burcunuza göre eğitim ve kariyer planlamanız nasıl olmalı?
» Bass: " Türkiye’nin güçlü, demokratik ve barış içinde olması bizim de yararımızadır."
» Türkiye güzeli Açalya Samyeli Danoğlu Röportaj...
» Göç,Dram,Hüzün ve İki Yaka Yarım Aşk...
» Moda tasarımcısı Selma Çilek güzellik sırlarını anlattı
» “Ayrılan Kadınların El Kitabı”
» İsrail Büyükelçisi Eitan Naeh, Türkiye- İsrail ilişkilerini anlattı
» İdil Fırat: “Aşık olduğum adam gözlerinin içiyle gülmeli”
» HülyaNida Şahin’den kadın-erkek ilişkilerine çarpıcı bir yaklaşım “Zavallı erkekler” kimin eseri?
» Bensu Soral: “Hayvanları Sevmeyen İnsanlara Hayatımda Yer Vermiyorum”
» Ben sen’im ve sen ben’sin
» Türkiye serbest dalış rekortmeni Şahika Ercümen: "Suyu gördğüm an gülme hissim uyanıyor"
» Rekorlarla dolu serüven; İpek Soylu
» Kanada Büyükelçisi Chris Cooter
» "Seneye çocuk düşünüyoruz"
» Yeşilçam’ın yakışıklı jönü Ediz Hun
» Güzelliğiyle büyüleyen Açalya Samyeli Danoğlu: Podyumda yürümek beni mutlu etmedi...
» ‘Hayat Şarkısı’nın Süheyla’sı Seray Gözler ile Röportaj…
» Aylin Saraçoğlu; Yazmak benim için bir tutku…