YAZARLAR Füsun SU
12
14
16
18
12/04/2017 18:45
Müfit Can Saçıntı’dan “Yaşamak Güzel Şey”

Dibe vurmuş depresyonun verdiği uyku halinden olsa gerek, kızıma hamile kaldığım 2006 yılında tüm renkli, boyalı basın, radyo ve TV’lerden uzaklaştım. Kendime klasik müzik, kişisel gelişim kitapları ve felsefik, psikolojik, fantastik filmlerden oluşan yeni bir gerçeklik yarattım. Hala da evimizde TV kanalları açılmaz, kızım ve ben seçtiğimiz filmleri ya da belgeselleri izleriz. Bu seçim beni ve kızımı gereksiz, şişirilmiş, abartılı, duyguları suistimal eden yayın ve ürünlerden korurken, diğer yandan rutin bir alışkanlık haline dönen bu eylem dolayısı ile bir şeyleri ıskalıyor olabiliriz zaman zaman. Ben bu kez Müfit Can Saçıntı’yı ıskalamışım.

Geçen gün gelen basın toplantılarından birisi ilgimi çekti. Bir film galasıydı ve ismi  “Yaşamak Güzel Şey” idi. Galaya katılmakla ne kadar doğru bir karar verdiğimi, gidince anladım. Tabii, artık ben bunlara “tesadüf” demiyorum. Seçtiğim yol, beni bana yaklaştıran vesileler yaratıyor.

Gitmeden önce Müfit Can Saçıntı’yı hemen google’dan taradım. Ben bilmesem de, çok çok bilinip, çok çok sevilen bir simaydı. Yönetmen, oyuncu, senarist gibi birçok mesleki kimliği olduğu gibi, iletişim okumuştu. Öyle çok tiyatro, dizi, film yapmıştı ki, tanıyıp bilmediğim için az kalsın utanacaktım. Ama onun yerine,  utanma duygumla yüzleşerek, bunu kendime, “yeni bir dünya tanıma fırsatı” olarak hediye ettim.

Basın toplantısında “Yaşamak Güzel Şey” ekibi olarak, herkes çok sıcak ve pozitif görünüyordu. Müfit Can Saçıntı, aynı zamanda senaryosunu yazdığı sinema filmine dair konuşmasında, tüm doğallığı ile filmi tam 19 günde çektiklerini, çekimler için İstanbul’dan en fazla 40 km uzaklaştıklarını, en çok merak edilen o şahane göl manzarasının Bahçeköy’deki Atatürk Arboretumu ( canlı bitki müzesi ) olduğunu, en önemlisi de tüm oyuncuların ve film ekibinin, hak ettiklerinden çok daha düşük bütçelerle ama gönül vererek projede yer aldıklarını anlattı. Yani, gerçekte bağımsız bir zihin, kendisi gibi bağımsız zihinlerle, bağımsız bir üretim gerçekleştirmişti.  Kendi özgürlüğünüze bir adım daha yaklaşmak adına, zihninize özgürlük verecek bu filmin gönüllü izleyicileri olarak, sponsorları sizsiniz.

Şimdiye dek öğrenilmişliklerle ve takıntılarla yaşayan, zihninin sınırlarını aşamamış bir adamın, duvara tosladığında paramparça oluşunu ve bu parçaları özgürce yeniden bir araya getirdiğinde nasıl mükemmel bir resmin ortaya çıktığını anlatıyor film. Aldığı haberle altüst olan Müfit karakterinin adeta frenleri patlıyor ve o uçurumdan düşmek yerine, özgür kanatlarıyla uçmaya başlıyor. Seni sen yapan şey, ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığın. Seni sen yapan şey, hayatına kattığın yıllar değil, yıllarına kattığın hayat. Seni sen yapan her şey, yüreğin kadar.

Neredeyse tüm diyalogların, yakın planda ve direk kameraya oynanmış olması, sözlerin gözlerimizden yüreğimize direk bağlantısını sağlıyor.

Argo sözler ilk kez bir filmde beni rahatsız etmedi, çünkü çok doğal ve hayatın içinden. Yani duyduğum argolar “izleyici bunu sever” mantığıyla, stratejik  ve kurgu ürünü değil, son derece kendiliğinden akışta yer almış gibi duruyor. Hatta yine basın toplantısında Müfit Can Saçıntı, yumruk atma sahnesinde  Seyithan Özdemir’in “yavşak” kelimesini sarfetmekte çektiği güçlüğü paylaştı bizimle.

Müfit Can Saçıntı, genel yargıların tersine peltekliğin, çok etkili oyun çıkarabilmesinin canlı kanıtı. Kamera arkasında, işin mutfağında ve kamera önünde kalpten, doğal ve samimi olan işlerin, yüreklere ulaştığını bu kez Müfit Can Saçıntı ve diğer tüm bu filme emek verenler vesilesi ile deneyimledim.

Gala’dan çıkar çıkmaz, eve dönüşte kızımla daha önce kaçırdığımız “Mandıra filozofu” nu izledik hemen. Tabii ben “Çocuklar Duymasın” dizisini de bilmediğim için, Mustafa Ali karakterini de yeni tanıdım. “Mandıra Filozofu”nda ne yazık ki, şimdilik kızımın bile meyilli olduğu, nesnelerden, statülerden kimlik edinmekle ilgili, “Steve Jobs’un bile 4 Iphone gördüğünü” ifade ettiği cümle çok vurucuydu. Özellikle, konforumuz karşılığında feda ettiğimiz özgürlüğümüzü çok açık dile getiriyordu film. “Yaşamak Güzel Şey”, “Mandıra Filozofu”nun gördüğü yere, yeni bir pencereden bakıyor.

Müfit Can Saçıntı, özünde, sözünde, duruşunda, üretimlerinde, filmlerinde bütünlük ve tutarlılık gösteren bir rehber bana göre. Ben bundan sonra sıkı bir Müfit Can Saçıntı takipçisi oldum. Çünkü, bizleri aşağıya çekenlere değil, bize kanat verenlere ihtiyacımız var.  Ve bizim de kanatlar hediye etmemiz gerek, hep birlikte uçabilmek için.

Yapımcılığını Tahir Çonka’nın yaptığı “Yaşamak Güzel Şey” filminde, Yasemin Çonka, Zihni Göktay, Ayşegül Atik, Günay Karacaoğlu, Reha Özcan, Renan Bilek, Onur Dilber, Merve Hazer, Fulden Akyürek, Fatih Koyunoğlu, Seyithan Özdemir, Tolga Öz rol alıyor. Ve tüm oyuncular çok gerçekçi oyun çıkarmış ve rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. Fragmana göz atabilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=UPXlezbROhw

Ben filmden bol keyif alarak, huzura, neşeye, bedava mutluluğa yüreğimi açarak çıktım. Eğer formülü olsaydı, emin olun, onu da şişeye koyup satarlardı …

Orhan Veli’den bir şiir dilimde dolanıyordu filmden çıktığımda:

Bedava yaşıyoruz, bedava; Hava bedava, bulut bedava;

Dere tepe bedava; Yağmur çamur bedava;

Otomobillerin dışı, Sinemaların kapısı, Camekanlar bedava;

Peynir ekmek değil ama, Acı su bedava;

Kelle fiyatına hürriyet, Esirlik bedava;

Bedava yaşıyoruz, bedava….

“füsunSu kimdir” diye merak edenler için benden birkaç cümle :

Yaz sıcağında, Antalya’da Füsun Balta olarak doğdum. ODTÜ’de Mimarlık, İÜ’de Müzikal okudum. Füsun Coşkun olarak kariyer yaptım, müzik yaptım. Yine Füsun Coşkun olarak, Eurovision, Discovery vb yarışmalar sonrası “Sarhoş” albümümü yayınladım. TRT FM’de canlı, naklen konserler yaptım. “Dünyanın en muhteşem deneyimi” diye nitelendirdiğim kızımla birlikte büyümeyi seçtim. Bir gün kanserimle tanıştım, duvara tosladım, altüst oldum, paramparça oldum. İyi ki de öyle olmuş. Yaşamımda yanlış yere oturmuş olan tüm parçalar doğru yerlerini buldu, bulmaca çözüldü. Hayatın altı ve üstü birdi, belki daha iyiydi. Kanser dönemi faydasını gördüğüm nefesle ve zihin dönüşüm sistemleri ile yol alıyorum.  “DNA”  isimli, kendi dönüşüm hikayemi anlattığım albümümle müziğe geri döndüm. Tüm isimleri geride bıraktım, en DERİN NİYET’im AŞK’la, “su” olup akmayı seçtim, füsunSu oldum…

Müzisyen, nefes terapisti, bir de www.guncelkadin.com.tr ‘nin verdiği  “yazarlık” sıfatı ile size ulaşıyorum. Kalbinize AŞK’la dokunabildiysem, ne ala…   www.fusunsu.com/#videos

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :