YAZARLAR Füsun SU
12
14
16
18
28/03/2017 11:20
DB Berdan kostümlerini taşıyabilecek özgüvenli özgür ruhları bu yazı sizin için…

Rengarenk yaşamayı seviyorum. Felsefe, psikoloji, sinema, tiyatro, bale, konser, edebiyat, resim, heykel, doğa, doğada spor, seyahat, fotoğraf… Hepsi kana kana içercesine özümsediğim hallere sürüklüyor beni.

Geçtiğimiz hafta çok yoğun, karışık, duygusal iniş çıkışları bol olan bir haftaydı. Antalya’dan gelen avukatımla bir yıldır süren bir davanın mahkemesine katıldık. Önümde bir başka dava için doldurulan dosya yüzünden allak bullaktım.

Öğle saatlerinde biten mahkemenin ardından, avukatımın uçak saatine kadar müsait zamanı, benimse izlenimlerimi yazmak üzere gitmek için söz verdiğim bir basın toplantısı vardı. Davalının savunmasında sunduğu içerikten dolayı, duygusal bir travmanın eşiğindeydim ve hareket edecek enerjim tükenmişti.

İlkokuldan bu yana en yakın arkadaşım olan avukatım, beni motive edecek bir şeylerin arayışındayken, ben verdiğim sözü yerine getirip, davete katılıp katılamayacağımı sorguluyorum kendi kendime. Davet içeriğine göz attım. Davetiyede Mercedes-Benz Fashion Week, yazıyor. Moda haftasıymış demek ki ve DB BERDAN defilesiymiş. Sanırım yabacı bir tasarımcı falan olsa gerek. Konu başlığı “is this real life?” .  İşte tam da buradan vuruyor beni. IS THIS REAL LIFE ? Yaşadığımız hayat ne kadar gerçek acaba. Hayat akıp gidiyor. Olaylar, durumlar olup duruyor. Tüm farkındalığımız, zihnimiz ve yüreğimiz açık kalarak AN içinde var olmadığımız sürece zihnimizde, geçmiş ve gelecek döngüsünde sıkışıp kalıyoruz. Ve bu gerçek bir yaşam olmuyor. Algıladığımız kadarız. Ve algıladığımız hiç bir şeye gerçek diyemeyiz. Hatta daha ileri gideceğim ve algıladığımız hiçbir şey “hakikat” değil diyeceğim. Tertemiz, berrak, nötr, yargısız, yorumsuz, algısız bakamadığımız zaman, manzara aynı olsa bile, herkesin penceresi farklı açıdan görüyor ve buna “gerçek” diyoruz. “BENİM GERÇEĞİM” dediğimiz her şey algımızla, 5 duyumuzla sınırlı yani.

Ayyy! Neyse!  Bu bir spritüel felsefe yazısı falan olmayacak tabii ki. Size o cıvıl cıvıl, sıra dışı defileyi aktarmazsam rahat etmem.

Bir gün önce, bir bale gösterisi olarak düşündüğüm ve birlikte gitmeyi teklif ettiğim basın toplantısının, gerçekte bir belgesel olduğunu öğrenen avukat arkadaşımın bana olan güveni zedelendiği için, birlikte katılmaya karar verdiğimiz etkinliği internetten araştırıyor. “Deniz Berdan’ın defilesi ve ilgi çekici olabilir” diyor, beni neşeli bir etkinliğe sürüklemek için.

Hmmm, tabii çaktırmıyorum DB BERDAN’ı yabancı marka falan sandığımı. Deniz Berdan ismini hayal meyal hatırlıyorum geçmişten. Sanırım eski cemiyet haberlerinden, magazin dergilerinden olsa gerek . 10 yıldan fazla zamandır o renkli, hareketli, sesli, adına TV denilen kutuya bakmıyorum ve boyalı medya aracı olan gazete ve dergilerle ilgilenmiyorum. Yıllar sonra şimdi, boyalı medyanın internet gazeteciliğinde yazıyor oluşum ironik! Ve hala takipçi değilim . Medyadan uzak olmam,  araştırma ve gözlem yapmama engel değil.

Herneyse, adrese ulaşınca şaşkınlığıma ben bile şaşırdım. Grand Pera ismiyle anılan yer,  ODTÜ’de Mimarlık okuduğum yıllar hafıza kayıtlarıma yazılmış Cercled’Orient. Burası 19. yüzyıldan kalma 1. Derece tarihi eser değil miydi? Müthiş restorasyona hayran kaldım. Böylesine zarif bir yapının, günümüzde işler hale gelmesi üstelik de modern bir yaşama hizmet ediyor oluşuna tanıklığım, bana günün hazinesi olarak göründü. Beynimde şimşekler çakıyor, bir süredir şu konsere ya da bu oyuna gitsem dediğim, kızım Talya ile müze gezisi planladığımız Grand Pera burası. Kompleks kapsamında Madame Tussauds Balmumu Heykel Müzesi dışında, Emek Sineması, mağazalar ve gastronomi birimleri yer alıyor. Bina, 1970’lere kadar kulüp olarak işlevselliğini sürdürmüş. İnsan ve hayvan figürlerinin yer aldığı anıtsal cephesi ve İstiklal Caddesine paralel olarak, uzun bir koridorun iki yanında aksiyal ve simetrik olarak konumlanan, birbirinin içinden geçilen salonlar halinde planlanan bina, başlı başına görülmeye değer bir sanat eseri.

Deniz Berdan defilesi, işte bu birbirinin ardı sıra geçilebilen müthiş salonda gerçekleşti. Katıldığım 3. defile. Gerçi ilk 2 defile, benim sahne alıp, şarkı söyleyerek katıldığım defileler olduğu için, izleyici konuk olarak ilk gerçekçi defile katılımım sayabilirim.

Hay Allah’ım cidden çok gevezeyim. Davetiyeye iştiraken katıldığım konudan uzaklaşıp, dilimin ucuna gelen her birşeyi paylaşıyorum, aynı gündelik hayatta olduğum gibi. Kalbim ve beynimle dilimin arasındaki mesafe pek bir yakın, biliyorum.

Neyse efendim, defileden yaklaşık 1,5 saat öncesi (  Cercled’orient deyince daha havalı geliyor kulağa sanki )  Grand Pera’nın kapısındaydık. Henüz binaya girerken, ortam, içeri girip çıkanlar beni doğruca Milano sokaklarına ışınladı. Daha doğrusu,  Milano sokaklarında kurulmuş bilim kurgu film setinde gibi hissettim kendimi.

Ay şimdi ben burada, www.guncelkadin.com.tradına basın görevlisi miyim? Yerli yabancı bir sürü işinin ehli basın mensubu, kocaman kameralar, yayıncılar... Yok tabii ki, bana konuk bölümünde yer hazırlamışlar şükürler olsun. Olmasına olsun da, konuklara da benzemiyorum ki. Bunlar uzaylılar olsa gerek. Benim boyum kadar bacak boyları olanlar manken, saç kesimleri, gözlük ve aksesuarları çok orijinal, marjinal, sıradışı giyimli olanlar da tasarımcı falan olsalar gerek. Bir de aslında ne manken ne tasarımcı, yalnızca konuk olanlar var. Onlar da yine filmlerden, dergilerden, setlerden fırlama sanki. O topukların yarısı kadarını, ancak sahneye çıkarken, mini etek ve dekolte eşliğinde giydiğimi düşününce bir hoş oldum cidden. Ben ve avukatım yurdum insanının numunelik birer örneği olarak bu tarihi ve şahane mekandayız.

Davetliler,  numaralı oturma planına göre yeni davetiyelerine ulaşmak, ardından salona girmek için, uzun kuyruklar oluşturuyor. Ciddi bir izdiham sözkonusu. Biz göreceli olarak daha kolay ulaşıyoruz davetiyemize. Halbuki bilseler, 1 yıldır yayınladığım tüm şarkılar için basına, aynı kırmızı kostümle, kendi yaptığım makyaj ve saçımın tepesinden tutturduğum at kuyruğu ile çektiğimiz fotoğraflarımı servis ediyoruz, sanırım beni ne defileye konuk ederler, ne de moda hakkında hiçbir takibi ve ilgisi olmayan füsunSu’ya basın davetiyesi gönderip izlenimlerimi aktarmama vesile olurlar.

Lafı uzatmayayım, salona girip yerleştikten sonra, duvarlarda ve tavanda yer alan süslemelere hayran hayran dalmışken, müzik başladı. Tavana yansıtılan müzikli videodan sonra defile başlıyor. Nasıl yaniii? Yürüyen bir klozet bu. Üstünde de akıllı telefonlardaki açma-kapama tuşu sembolü var ve klozetin üzerinde şirin bir manken oturuyor. Bu defile belli ki eğlenceli olacak. Aman Tanrım, bu hatunlar kaç beden? Boylar malum. Salon, yapısı gereği yüksek podyuma izin vermediğinden, mankenler  bacaklarımıza değecekmiş gibi yakın geçiyorlar önümüzden. Kostümlerde telefonlardaki gibi pil ( bitmek üzere görünüyorlar ) ve wi-fi işaretleri mi görüyorum?

Gözlerim yuvalarından oynuyor. Sülün gibi uzun, pırıl pırıl mankenlere mi, aksesuarlara mı bakayım ? Tasarımlardan, renk ve desenlerden gözümü nasıl alayım ? Hangisine, nereye bakacağımı şaşırıyorum. Anladığım kadarı ile DB Berdan, hem tasarımlarda hem de sunumda, sosyal medyada sürdürülen sahte hayatlardan esinlenmiş. Bakışlar, duruşlar, upuzun kirpikler,  akıllı telefonlar esprili ve yüksek enerjili, sofistike bir sunum var bu defilede. O kocaman sahte dudaklar, dolgu yapılmış dudakları simgeliyor olsa gerek. Şaşkınlıktan ağzım açık, “Güzel vücutlar, boş suratlar. Benimse yenmiş tırnaklarım, titrek ellerim vardı” şarkısı dönüp duruyor zihnimde Teoman’ın. “Füsun, salona, şimdiki an’a dön” diye dürtüyorum kendimi.

Sokaklarda varolan her kesimden ve her türlü geçmiş ya da kurgusal gelecek kültürden ilham almış DB BERDAN kolleksiyonu. Giyim, insanların en güçlü dışavurum aracı. Olmak, yansıtmak, bilinmek istedikleri kimlikle ilgili olarak en yüksek bilgiyi taşıyan araç. Ancak, doğru seçim yapılarak kişilikle örtüşmediği taktirde son derece sakil durabiliyor. DB BERDAN’ın sürreal tasarımlarını taşıyabilmek yüksek özgüven, yenilikçi ruh ve özgür zihin ister bana kalırsa. Canlı sarı, yeşil, pembe renkler, grafik çizgiler, karışık desenler, ruhumu coşturdu doğrusu. Siyah ve beyaz renk, canlı renkli şifonlar, kancalar, zincirler, kordonlar, korsajlar olmazsa olmaz. Bazı kostümler önümden geçerken, 16. Yüzyıl’da hissediyorum kendimi. Neredeyse “sevgili kraliçem” diye eğileceğim önlerinde. Ama teknolojinin varlığı kendini hissettiriverince detaylarda, hemen dönüyorum sandalyeme. Bu defilede her şey mevcut.

O da ne, Fatih Ürek yürüyor podyumda, tabii ki DB BERDAN tasarımı ile. Sanki “ruhun cinsiyeti yoktur” der gibiydi. DB BERDAN tasarımlarının her iki cinsiyete de uyabileceğini haykırırcasına,  yakışmış doğrusu Fatih Ürek’e bu kostüm. Bu defile cinsiyet ayrımcılığına da karşı duruyor sanki.

Yıldırım hızıyla geçen 20 dakikalık defile sonunda Deniz Berdan’da podyumda. Sıcacık bir gülümsemesi ile defilede yer alan mankenlerden daha gerçekçi ölçülere sahip bir güzelliği var. Belki mankenlik falan da yapıyordur. İnternetten bakarım az sonra. Bu saçları görse kızım Talya bayılırdı eminim. Ve ben de bir an için “acaba denesem mi” diye geçirdim içimden.

Tam yazımı sonlandırırken, internete göz atınca, gördüm ki DB BERDAN yalnızca Deniz Berdan’ı değil, Deniz ve Begüm Berdan’ı temsil ediyormuş. Anne-kız, moda dünyasında mükemmel bir uyum ve birliktelik yakalamış demekki. Sağolsun yine Google Amca’dan öğrendim ki Begüm Berdan Londra’da kostüm tasarımı eğitimi almış. Begüm’e özür borçluyum, son paragrafa kadar adını anmadığım için. Ama görünüyor ki, o zaten yolunu çoktan çizmiş başarılı bir tasarımcı olarak yürümeye başlamış. Defile sonunda Deniz Berdan’ın yanındaki sıra dışı görünümlü ve bir o kadar da kendinden emin, kocaman gülüşlü genç kızın, tasarım konusunda hem eğitimli, hem yetenekli Begüm Berdan olduğuna ayılıyorum. Doğrusu haddim olmayarak, tebrik etmek isterim şirin  anne-kız ikilisini.

Bu arada, bu Google çok dedikoducu. Deniz Berdan’ın eşinin, Kuryenet’in sahibi olduğunu da ekleyiverdi hemen. Bir de rallilere falan katılan cesur bir hatunmuş meğer. Belli ki reformcu ruhu, tasarımlarına ve yaşamına yansıyor.

Defile sonrası İstiklal Caddesine çıktığımızda, bir mağaza camında sıradan kot, bot, bluzla yansımamı görünce film o an bitti. Hmm, ismini füsunSu yapmışken, önce 15 kilo verse, sonra da radikal, tasarımsal birkaç dokunuş yapsak mı bu Allah’ın kuluna ? Ne dersiniz?

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :