YAZARLAR Füsun SU
12
14
16
18
20/04/2017 19:53
“5 KALP” Birlikte atıyorsa, orada bir çok mucize vardır

Güzel şeyler oluyor hayatta dostlar, hem de çok güzel şeyler. Bunlardan birisine 19 Nisan 2017 akşamı Caddebostan Kültür Merkezi’nde tanıklık ettim.  “5 Kalp”  ismiyle anılan konserden söz edeceğim size…  Gerçekten de 5 açık kalp. Gönül gözü açık, hayattaki yarışları yalnızca kendileriyle olan ve hep kendilerinin en yüksek versiyonlarını bu hayatta gerçekleştiren aydın, çağdaş, bilgili, bilge, yetenekli , özgüvenli bir de güzel 5 kadın. Mine Mucur, Figen Çakmak, Semra Öztan, Serpil Günseli  ve Aslıgül Ayas.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın  kuruluşunun 27. Yılı dolayısı ile şahane bir konser izledik dün gece.

Her biri ulusal ve uluslararası müzik platformlarında üstün başarılar elde etmiş, birbirinden değerli 5 kadın müzisyen, uzun yıllardır dostlukla birlik ve beraberlik içindeler. Bu muhteşem 5 kadının aslında benim hayatımda çok kıymetli ayrı ayrı yerleri var. Yazının sonunda bunu da dile getireceğim. Ama ilk önce bu müthiş geceyi sizinle paylaşmak isterim.

Keşke size her birinin müziğe kattıklarını teker teker aktarabilsem. Çünkü hem insanlığa bıraktıkları şahane sözler, melodiler  ve kimlikler,  hem de ülkemizi  dünyanın dört bir yanında başarıyla nasıl ve nerelerde temsil ettiklerinin detayları başlı başına 5 ayrı yazım konusu olur. Oysa hızlı yaşamak ve kısa yazıları okumak döngüsüne kapılmış sisteme, bir tadımlık çeşni bırakabilmek için paylaşıyorum yazılarımı sizlerle.

Birbirinden başarılı bu 5 müzik insanı, kendi müzikal yaşantılarındaki başarıların ötesinde, yine birbirinden değerli müzik insanları yetiştirdiler, birçok konserlerde orkestralarda, ünlü müzisyenlerle çalıştılar. Festivallerde, yarışmalar organize ettiler,  bazen jüri oldular, bazen yarıştılar.

Şef Özhan Unakıtan yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası 40 enstrümanist ve 2 solisti, Bülent Tekakpınar ve Berna Çiçeksever ile eşlik etti bu müthiş geceye ve gerçekten kulaklarımızın pası silindi. Orkestra her bir elemanıyla çok iyi iş çıkardı. Ama Berna’nın tertemiz vokali, birçok şarkıcının stüdyolarda günlerce uğraşarak, türlü numaralarla bile elde edemeyecekleri bir performans ve sıcak bir ses rengiyle beni büyüledi.

Gecenin sunuculuğunu Çiçek Kırıcı  Üstün ve Nebi Birgi üstlendi. Nebi “all in one” tabir edeceğim cinsten, tam bir sahne insanı. Dansları, sunuculuğu ve güçlü sesiyle Nebi ve doğal telaşıyla şirin, ismi gibi bir “çiçek” olan Çiçek, tüm gecenin birleştirici enerjisi oldular.

Gecede ayrıca her zaman keyifle dinlediğim sesiyle Erdal Çelik, yılların gerçek bir sanatçıdan hiçbir şey götürmediğinin, tam tersine daha da demlenmiş haliyle nasıl ışık saçtığının canlı kanıtıydı.

Bülent Ay, sahnede ister önde solist olsun, ister geride orkestranın bir parçası olsun, her zaman bulunduğu yerin hakkını veren duruşu ile seslendirdi şarkılarını.

Recep Aktuğ, gayet rahat, kendinden emin ve doğal haliyle sahnedeydi.

Bir de bir genç vardı ki, beni benden aldı. Sesine, sesinin rengine, yorumculuğuna, duruluğuna, entonasyonuna, duruşuna hayran kaldım. Tam konser öncesi elime geçen “5 KALP 1 NEFES” CD’sinde ismini görüp, az sonra sahnede dinlediğim Barış Kömürcüoğlu... Gerçi Barış’ın ciddi bir tanıyan kitlesi varmış, internetten bakınca gördüm. Ama bence çok daha fazla bilinirlik hak ediyor. Yolu açık olsun.

Şimdi bu 5 muhteşem Kalp’le ilgili, bendeki  mucizevi  zincirlemeyi anlatma zamanı…

1995 yılında, Timur Selçuk dersanesinde müzik eğitimi gördüğüm yıllarda, dersanede piyano derslerimi aldığım, Timur Selçuk ve Esin Afşar’a sahnede eşlik eden, onlarca müzik yarışmasında ödüller kazanan, 5 KALP’in Aslıgül Ayas’ı, bir gün bana dedi ki “ Füsun, Melih Kibar Eurovision Türkiye elemesini geçti ve şimdi bir solist değişikliği olacak, bir görüşsene kendisiyle”…

Melih Kibar bu vesileyle hayatıma girdi. İrlanda’da yarışmaya giderken, birçok ulusal ve uluslararası platformlarda, festivallerde Türkiye’yi temsil eden, bu anlamda organizasyonlar yapan, yazdığı şarkı sözleri birçok şarkıcı ile ses bulan, adeta müzik kültür elçimiz diyebileceğim Figen Çakmak’ın “LOVE” ismiyle İngilizce versiyonunu seslendirdiğimiz şarkı ile, hep birlikte İrlanda’ya gittik ve yarıştık.

Mel-Ki stüdyolarında bu çalışmalar esnasında yine sayısız yarışmada yazdığı şarkılarla, ödülleriyle bilinen ve Barış Manço’nun “Adam Olacak Çocuk” programlarının piyanist Mine ablasıyla tanıştım, Mine Mucur. Bir sohbet esnasında Melih abi ve Mine abla, her  ikisi de kimya mühendisi oldukları halde, müzik yapmayı seçtiklerini söylediler. O dönem mimarlık yaptığım STFA’dan bu sözlerden  4 ay sonraayrıldım, bu iki güzel insandan aldığım ilhamla.

Tam olarak hatırlamıyorum, sevgili Figen ya da sevgili Mine, müzisyen arkadaşlarının, yarışma için solist aradığını söylediler. Bu kez,  5 Kalp’ten biri olan, tacını kolay kolay kaptıracak gibi görünmeyen geçmiş  dönem güzellik kraliçesi, hem müzik yeteneği, hem güzelliğiyle, şarkılarıyla, oyunculuk gücüyle hep varlık gösteren Semra Öztan vardı karşımda. Tabii bu kadarla kalmadı, eurovisionun sahne tozunu yuttuktan sonra İÜ. Müzikal bölümünü kazandığım dönem Mine Mucur şimdi de,  solfej ve piyano konusunda destek aldığım bir eğitimci olarak karşımdaydı.

Müzikal bölümde okuduğum dönem,  Haldun Dormen’in sahnelediği gösterilerde kim piyano ile eşlik ediyordu dersiniz ? Amphytrion, Bir Kış Öyküsü, Kantocu vb ve şimdi de Süheyl ve Behzat Uygur’un rol aldığı Marco Paşa müzikallerinin yaratıcısı 5 Kalp’in bir diğeri... Müzikal provalarımızda, büyülenmiş şekilde  piyanonun tuşlarında dolaşan parmaklarını izlediğim, yine festivaller kraliçesi, üniversitelerde müzik direktörü, eğitimci, Türkiye’de olduğu gibi, sanırım dünyada da müzikal besteleyen ilk kadın besteci ve yine bir kimya mühendisi olup da müziğe gönül veren Serpil Günseli.

“Geçmişte” dediğimiz bu durumlar yaşandıktan yıllar sonra, benim “BEŞ’İ BİR YERDE” ( bildiğimiz kıymetli takılardan birinin ismi ) diye tabir ettiğim bu isimler bir araya gelip “5 KALP”  ismiyle üretmeye, birbirlerine destek vermeye, birliğin gücünden faydalanmaya ve birlikte büyümeye devam ediyorlardı.

Tüm bu yaşananlar benim realitemde gerçekleştiği için tabii ki bana özel. Bu zincirlemeyi sizinle paylaşma sebebimi aslında takipçilerim olarak biliyorsunuz.  Tesadüf diye bir şey yok. Küçücük bir oyun alanında, kısa paslaşmalar oluyor hayatımızda ve bu muhteşem. Çünkü, kendi mucizelerimizi her an, her saniye odağımız neredeyse biz yaratıyoruz. Neyi odaklayıp hedeflediğimiz, gönlümüzün nerelerde dolaştığına dair yaşam, zincirleme reaksiyonlar halinde, organik olarak gerçekleşiyor. Bize düşen bu sembolleri okumak ve kendimizden ayrılmadan bu akışla yol almak.

Yıllarca bitkisel olarak sürdürdüğüm ve şimdilerde UYAN’ış yoluna çıktığım hayat oyununda, 95 Eurovision’unda İrlanda’ya  birlikte gittiğim hem mimarlık, hem de de müzikal anlamda meslektaşım Sertan Belciler ile bu konseri randevulaşmadığımız halde birlikte izlememiz, bir dönem güçlü sesiyle bana  “Aşkım Elveda” isimli şarkımda vokaliyle destek veren Erdal Çelik’in (   https://www.youtube.com/watch?v=dP_loMl0q0I   ), İBB solisti olarak şarkılara hayat veren ve müzikal bölümde birlikte okuduğumuz Bülent Tekakpınar’ın, yine konservatuarda ve müzik dünyasında yollarımın defalarca kesiştiği Bülent Ay’ın, pazarlamacılık, grafikerlik, muhabirlik gibi deneyimlerden sonra rotasını müzikte güçlendiren, arkadaşımın dayısı Recep Aktuğ’un programda olması, Timur Selçuk, Haldun Dormen ve Melih Kibar gibi bir dönem eğitimlerinden faydalandığım devlerin barkovizyondan sanki gözümün içinde bakar gibi konuşmaları….Ve daha birçok şey…

Her biri birer sembol. Bunlar benim şifrelerim. Siz de hayat yolunda sembolleri takip ederek şifreleri çözebilir ve yol alabilirsiniz. Yol dediğimiz şey yüründükçe ortaya çıkar, çünkü gerçekte bir yol yoktur. Siz yürürsünüz, YOL olur.

Sevgi ve ışıkla….

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :